Gülşehir

Gülşehir

GÜLŞEHİR

Gülşehir yakınlarındaki Açık Saray Harabeleri, tüf kayalara oyulmuş mekanları, kaya mezarları ve mantar biçimindeki peri bacaları ile önemli bir ören yeri.


Gülşehir’de bulunan mantar biçimindeki peri bacalarının başka yerde benzeri yok.

Nevşehir’e 20 km. uzaklıkta, Kızılırmak’ın güney kenarında yer alan antik adı ‘Zoropassos’ olan Gülşehir’in eski adı ise Arapsun. Damat İbrahim Paşa’nın Nevşehir’e yaptığı imarı, bir başka Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmed Seyyid Paşa da Gülşehir’e yapmış, 30 haneli Gülşehir’i bir külliye ile donatmış. Külliye; cami, medrese ve çeşmeden oluşuyor. Osmanlı mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan Karavezir Camii, iki renkli kesme taştan yapılmış, kare planlı ana mekanını kaplayan kubbe dört kemer üzerine oturtulmuş.

AÇIK SARAY HARABELERİ
Nevşehir-Gülşehir yolu üzerinde, Gülşehir’e 3 km. uzaklıktaki Açık Saray Harabeleri, tüf kayalar içine oyulmuş sayısız mekanları, Roma Dönemi kaya mezarları, 9. ve 10 yüzyıla tarihlenen kaya kiliseleri ile önemli bir ören yeri. Bu ören yerinde bulunan mantar biçimindeki peri bacaları ünik. Karşı (St. Jean) Kilisesi Gülşehir’in hemen girişinde yer alan ve iki katlı yapının alt katında kilise, şarap mahzenleri, mezarlar, su kanalı ve görevlilere ait mekanlar, üst katında ise İncil’den alınmış sahnelerle süslenmiş kilise yer alıyor. Alt kata ait kilise, tek apsisli, haç planlı, haç kolları, beşik tonozlu. Merkezi kubbesi çökmüş. Süsleme açısından direk ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize hayvan, geometrik ve haç tasvirleri resmedilmiş. Üst kattaki kilise ise üç apsisli ve beşik tonozlu. İsa ve İncil siklusunu içeren kilisede sahneler bantlar içinde frizler halinde. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmış. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motifler tercih edilmiş. Batı ve güney duvarında Kapadokya Bölgesi’nde oldukça nadir olarak resmedilen son yargı sahnesi yer alıyor. Kilise, apsisinde yer alan yazıtına göre 1212 yılına tarihlendiriliyor.

Ihlara Vadisi

Ihlara Vadisi

IHLARA VADİSİ

Aksaray’a 40 km. uzaklıkta. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun 11.km.’sinden sapılarak gidiliyor. Hasandağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuş. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen ‘Potamus Kapadukus’ denilmekteymiş. 14 km. uzunluğundaki Vadi Ihlara’dan başlıyor, Selime’de son buluyor. Vadinin yüksekliği yer yer 100 –150 m. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunuyor. Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılı.
Ihlara Vadisi jeomorfolojik özelliklerinden dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet yeri olmuş. Ihlara Vadisi kiliselerindeki süslemeler 6.yüzyılda başlayarak 13. yüzyılın sonuna kadar devam etmiş.

Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba ayrılabilir. Ihlara’ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşıyor. Belisırma yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile süslü.

Ihlara Bölgesi’nde  Bizans Dönemi’ ne ait bilinen kitabelerin sayısı oldukça az. Belisırma köyüne 500m. uzaklıktaki St. Georgios (Kırkdamaltı) Kilisesi’nde Selçuklu Sultanı II. Mesud  (1282 -1305) ve Bizans İmparatoru II.Andronikos’ un adlarını içeren 13. yüzyıla ait fresk üzerine yazılmış bir kitabe bulunuyor. Bu kitabe, bölgeyi ellerinde bulunduran Selçuklular’ın hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlamakta.

Ihlara Vadisi’nde yer alan ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleri.

Ihlara Vadisi bir yerleşim yeri olmaktan çok bir dini merkez olarak ön plana çıkmış. Kayaların her iki yanına oyulmuş 100 kadar kilise, görenleri hayretler içinde bırakıyor. Bu kiliselerin çoğunun ikinci yüzyılda oyulduğu düşünülürse, nitelikleri daha iyi ortaya çıkar.

Dönemin din anlayışını tasvirleriyle ve mimarisiyle canlandıran, freskli veya fresksiz tek ve çift nefli kapalı veya açık Yunan haç planlı ve de şapel biçimli kayaya oyulmuş çok sayıda kilise, vadinin dik yamaçlarında sağlı sollu yer alarak ortadan akan Melendiz Çayı’nın sularıyla bütünleşmekte. Vadi, doğal yapısı itibarıyla 9. yüzyıldan itibaren keşişler ve rahipler tarafından çok uygun bir inziva ve ibadet yeri olarak, savaş döneminde ise gizlenme, korunma yeri olarak kullanılmış. Vadide yer alan kiliselerde Haz. İsa’nın doğumu, müjde, ziyaret, Mısır’a kaçış, son yemek gibi konuların işlendiği freskler bulunuyor.


Ihlara Vadisi, izole edilmiş konumu nedeniyle Hristiyan din adamları için mistik bir merkez ve gizlenme yeri olarak kullanılmış.


Melendiz çayı boyunca uzanan eski adı “Peristremma” olan 14 km. uzunluğundaki Ihlara Vadisi, 70-80 metre yüksekliğinde yer yer 40-50 metre genişliğinde bir kanyon.



AĞAÇALTI KİLİSESİ

Haç planlı, kubbeli haç kolları beşik tonozlu, üç apsisli bir kilise. Ana apsis ve güney yan apsis yıkılmış. Kiliseye giriş yıkık olan bu ana apsisten. Girişin tam karşısındaki duvarda yer alan St. Daniel tasviri nedeniyle bu adla da anılıyor. Beyaz zemin üzerine kırmızı, gri ve sarı renkler kullanılmış, kuzey haç kolu tonozu oldukça zengin bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiş.

Kilise İkonoklastik Dönem öncesine ya da 9.- 11. yüzyıllar arasına tarihlendiriliyor.



KOKAR KİLİSE

Tek nefli ve Beşik tonozlu olan kiliseye bugün yıkılmış olan apsisinden girilebiliyor. İhtiyaç nedeniyle kayanın iç kısımlarına doğru oyularak cenaze salonu nefe ilave edilmiş. Süslemelerin tonuna gri renk hakim. Oldukça iyi korunmuş olan tonozda büyükçe bir haç motifi var. Haç motifin ortasında yer alan kare çerçeve içindeki el motifi üçlü kutsama işareti. Çerçevesinde ise oldukça zengin dört alana ayrılmış geometrik bezemeler yer alıyor. Kilise 9.yüzyılın sonlarına tarihlendiriliyor.


Ağaçaltı Kilisesi kırmızı rengin hakim olduğu geometrik süslemeleri ile ünlü.

Hacıbektaş

Hacıbektaş

HACIBEKTAŞ

Nevşehir – Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir’e 45 km. uzaklıkta olan kasabaya adını veren Hacı  Bektaş-ı  Veli, bugün İran sınırları içerisinde yer alan Horasan’ da 13.yüzyılda dünyaya gelmiş bir Türk dervişi.


Gülşehir’de bulunan mantar biçimindeki peri bacalarının başka yerde benzeri yok.

Hacı Bektaş ilk eğitimini dönemin ünlü düşünürü Ahmet Yesevi’den almış. Hacı Bektaş’ın o yüzyıllarda Türkler’in doğudan batıya göçlerini izleyerek Anadolu’ya gelişi, Anadolu Selçukluları’nın siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir devreye rastlıyor. Hacı Bektaş bu dönem de şehir şehir, köy köy gezerek Türk birliğinin sağlanması, Türk gelenek ve göreneklerinin İslam inancıyla birleşmesi için çaba harcamış. Eski adı Sulucakara-höyük olan ilçede kurduğu okulda öğrenciler yetiştirmiş. Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmadan korunması için çalışmış.
İlçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç  Çağı,   Hitit,  Frig,  Helenistik ve Roma Dönemi’ne  ait ele geçen eserler Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.



HACIBEKTAŞ-I VELİ MÜZESİ

İçinde HacıBektaş-ı Veli’nin ve Balım Sultan’ın Türbeleri’ nin bulunduğu külliyede cami, çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmeler yer alıyor. Müze olarak ziyarete  açılan külliye birbiri ardına sıralanan üç avludan ibaret.

1.Avlu (Nadar Avlusu): Büyük, kemerli bir kapı ile avluya girilir. Hemen sağda 1902 yılında inşa edilmiş ‘ Üçler Çeşmesi’ yer alır. Aynı avlu içinde çamaşırhane ve hamam da bulunuyor.

2.Avlu (Dergah Avlusu): Buraya ‘Üçler Kapısı’ olarak adlandırılan, bir kapı vasıtasıyla girilir. Kapının hemen sağında 1554 tarihinde yaptırılan 1875 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kızı tarafından Mısır’dan gönderilen aslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra ‘Aslanlı Çeşme’ adını alan çeşme bulunuyor. Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında yaptırılan bir cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yer alır. Meydan Evi’nin bitişiğindeki Kiler Evi’nin alt katında dergahın kıymetli eşyaları ve yiyecekleri depo edilmiş.

3. Avlu (Hazret Avlusu): Altılar kapısı ile girilir. Girişte hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunuyor. Karşı tarafta Selçuklu mimarisi özelliklerini arz eden ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi yer alıyor. Türbe’ye Selçuklu motiflerinden oluşan mermer bir kapı ile giriliyor. Hacı Bektaş’ın inzivaya çekildiği Çilehane ve Kırklar meydanı bu bölümde. Hacı Bektaş’ın yeşil sandukalı türbesi, yeşil puşide ve çeşitli şamdanlarla donatılmış, kalem işi süslemeler ve yazı motifleriyle süslenmiş.

Kırklar Meydanı’nın doğusunda Horasan Erleri’nin mezarları, batı tarafta çelebilere ait olduğu söylenen mezarlar ile Güvenç Abdal’ın türbesi bulunuyor. Hazret Avlusu’nun sağında 1519 yılında yaptırılan Hacı Bektaş’tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi yer alır.



KOZAKLI
Nevşehir’ in yaklaşık 100 km. kuzeyinde yer alan Kozaklı’nın eski adı Hamamorta. Sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahip Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman Kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlü olup A ve C grubu şifalı sular grubuna giriyor.

Kozaklı kaplıcalarından iltihaplı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisine iyi geldiğine inanılıyor.

Elazığ

Elazığ

ELAZIĞ

Elazığ, Doğu Anadolu’da Harput Kalesi’nin bulunduğu tepenin eteğinde kurulmuş bir kent.

Harput Kalesi’nin sol tarafında yer alan Süryani Kilisesi’nin inşa tarihi M.S. 179’dur. Bu kilise,
Kızıl Kilise, Süryani ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmakta.


Tarihi kaynaklara göre Harput’un en eski sakinleri M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Doğu Anadolu’ya yerleşen Hurriler. Harput ve çevresi, 1071 yılındaki Malazgirt savaşından sonra Türkler’in eline geçmiş. Osmanlı Dönemindeki ilk adı Mezra olan kent, Sultan Abdülaziz zamanında geliştiği için Mamuret-ül Aziz (Aziz’in yaptırdığı kent) adını almış. Halk diline Elaziz olarak geçen bu isim, 1937 yılında önce Elazık sonra da bugünkü söylenişiyle Elazığ adını almış.

HAZAR GÖLÜ

Hazar Gölü, Elazığ’a 22 km. uzaklıkta, Hazar Baba ve Astar Dağları arasına sıkışmış tektonik bir göl. İki plajı Mavi Bayrak sahibi olan Hazar Gölü kıyılarında her tür su sporu ve balık avcılığı yapılabiliyor. Çevresinde çeşitli konaklama tesislerinin sıralandığı Göl’de, bir de batık kent tespit edilmiş. Kilise Adası civarından başlayan batık kentin Sivrice’ye kadar uzandığı düşünülüyor. Çalışmalar halen devam ediyor.

BUZLUK MAĞARASI

Elazığ’a 12 km. uzaklıktaki Buzluk Mağarası, Keban Baraj gölünün seyir tepesi konumunda.

Buzluk Mağarası, jeomorfolojik yapısı nedeniyle yaz aylarında sarkıtlar ve dikitler halinde buzlar oluştururken, kış aylarında ise tam tersine sıcak hava oluşturuyor. Yöre halkı tarafından mağarada oluşan buzun bazı hastalıkların tedavisinde etkili olduğuna inanılıyor. Bölgede meydana gelen büyük bir çöküntü ile çevresinde bulunan kayaların üst üste yığılmasıyla oluştuğu sanılan mağara tarihinin Urartular’a kadar uzandığı, Harput’un tarihinden daha eski olduğu sanılıyor.

KEBAN BARAJ GÖLÜ

Türkiye’nin en büyük yapay gölü. Göl’de su sporları ve balık avcılığı da yapılıyor. Yeşil alanlar ve çeşitli dinlenme tesisleri ile çevrelenmiş gölde yürüyüş ve park alanları da mevcut.

Elazığ, Doğu Anadolu’yu Batıya bağlayan bir kavşak noktası. Elazığ, demiryolu ile doğu ve batıya illerine bağlanıyor. Elazığ Havaalanı’na uçak seferleri düzenlenmekte.

HARPUT KALESİ (SÜT KALESİ)

Tarihi Harput şehrinin güneydoğusunda Elazığ ovasına egemen bir konumda bulunan kale, Urartular döneminde inşa edilmiş. Kalenin Roma, Bizans ve Arapların eline geçtiği tarihi belgelerde mevcut. Kale hakkında çeşitli efsaneler anlatılıyor. Bir rivayete göre kalenin yapımı sırasında su yerine süt kullanıldığı, bu nedenle Harput Kalesi’nin Süt Kalesi olarak da anıldığı söyleniyor.

Van

Van

VAN

Van; Akdamar Kilisesi, “kaleler kenti” olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü kedisi,  Gölü ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile Doğu’nun en önemli turizm merkezlerinden biri.


Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir konuma sahip olduğu için, çok eski dönemlerden beri birçok uygarlığın izlerini üzerinde barındırmış. Urartu Medeniyeti’ne başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler, Hititler, Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültüre ev sahipliği yapmış.

Van bölgesi göller bakımından da önemli bir bölge. İrili ufaklı birçok gölden başka Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü de bu bölgede yer alıyor. Ayrıca Van’a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile hoş görünümlü Edremit, yeşillikler arasında doğal plajları ile Gevaş, Van’a 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği yerde bir vadi içerisinde ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile Van Gölü’nün sahilinde Süphan Dağı karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik gezilecek yerlerden.

Murtuğa (kahvaltılık), cacık (kahvaltılık), ilitme, ekşili, senseger gibi yemek türlerinin yanı sıra Van otlu peyniri yöreye özgü lezzetlerden. Ayrıca, Van gölünden çıkarılan Van balığının (inci kefali) tadına mutlaka bakmalısınız. Hala geleneksel yaşamın önemli bir parçası olarak, Van’da kadınlar, mavi, kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade kilimler dokuyor. Kentteki galerilerden bu halı ve kilimlerden satın alabilirsiniz. 

Yöresel ot çeşitleri ve değişik malzemelerle zenginleşen Van mutfağı, bölgenin en dikkat çekici lezzetlerine sahip.

Van’a büyük şehirlerin otobüs seferleri düzenlenmekte. İstanbul-Van 1642 km, Ankara-Van 1237 km. Otobüs terminali kent merkezine 4 km. uzaklıkta. Terminale ulaşım minibüsle sağlanıyor. Van’a demiryolu ile ulaşabilirsiniz. Tren istasyonu şehre yaklaşık 5 km. uzaklıkta. İstasyona minibüslerle ulaşabilirsiniz. Havaalanı il merkezine yaklaşık 7 km. uzaklıkta. Ulaşım minibüs ve THY’ na ait servis araçlarıyla yapılıyor.

ÇARPANAK ADASI
Çarpanak Adası, Van Gölü’nün kuzeydoğusunda bulunuyor. Adada yer alan Ctouts Manastırı, bir efsaneye göre (Kutsal Haç, Saint Hripsime, Saint Gregorie, Saint Jean) dörtlü koruyucu için yapılmış. Manastırda bir kilise, bir melek şapeli, kütüphane, misafirhane, keşiş odaları ve mezarlıklar yer alıyor. 1918 yılında terk edilen manastırın kilisesi görülebilir durumda.

Çarpanak Adası, tarihi eserlerinin yanı sıra kuş göç yollarının da Anadolu’daki son durağı. Ada aynı zamanda martı üreme merkezi. Nisan ve mayıs aylarındaki kuş çeşitliliğini izlemek üzere dünyanın dört bir yanından kuş gözlemcileri adaya geliyor. 

EDREMİT
Van’a 18 km. uzaklıktaki Edremit, Van Gölü’nün Güney-Güneydoğu kıyı şeridi boyunca uzanıp masmavi gölün önünde bir yeşil örtü gibi duruyor. Tarihi Dukaya Höyüğü, Urartular döneminden kalma Hatti Çiviler (Çivi Yazıları), Kadenbastı mevkiinde Kız Damı (Dev Damı) Surlar ve Savacak Şelalesi, yine Elmalık mahallesinde bulunan Hazine Piri (Hazine Kapısı), Harbedar (Harebe Köyü) görülmeye değer yerler.


Bir tür olarak koruma altına alınan egzotik Van kedisi sık beyaz tüyleri ve biri mavi, diğeri yeşil olan gözleri ile ünlü.


AH TAMARA!
Eski çağlarda Akdamar Adası’nda yaşayan keşişler, adaya kimsenin çıkmasına izin vermez, kendi küçük kapalı topluluklarında bir arada yaşarlarmış. Adanın ahalisi arasında güzelliği dillere destan Tamara adında bir de kız yaşarmış. Ada çevresindeki köylerden bir genç, bir gün çok merak ettiği adaya yüzerek ulaşmış ulaşmasına ama Tamara’yı görünce yıldırım çarpmışa dönmüş. Tamara da aynı duyguları besleyince iki genç birbirine aşık olmuş. Tamara fenerle delikanlıya işaret verip, ışığa doğru yüzerek adaya ulaşmasına sağlıyor ve iki genç gizlice buluşuyorlarmış. Bu aşk böylece sürüp giderken Tamara’nın arkadaşı, baş keşişin kızı biraz da kıskançlıktan Tamara’nın sırrını babasına söyleyivermiş. O gece gölde tehlikeli bir fırtına çıkmış. Gölü tehlikeli gören Tamara sevgilisine fener yakıp, haber vermemiş. Baş keşiş de fırsatı kaçırmamış ve kıyıya yaklaşıp bir fener yakmış. İşareti gören genç atlamış suya. Genç fenere doğru kulaç atar, keşiş feneri adanın etrafında döndürür dururmuş. Sabaha kadar dönüp durmuşlar. Genç yorgunluktan bitap düşmüş, dalgalarla mücadele edemez olmuş ve dibe doğru giderken “Ah Tamara!” diye bağırmış. Çığlığı duyan Tamara koşmuş bakmış ki sevdiği yitip gidiyor dalgaların arasında. Durumu anlayınca o da kaldırıp atmış kendini sulara. İki sevgilinin cansız bedenleri Van Gölü’nün dalgalarında birbirine kavuşmuş. Adaya o günden sonra “Ah Tamara” denmeye başlanmış, zamanla Akdamar’a dönüşmüş.


Van Gölü, Doğu’nun denizi olarak anılıyor. Gerçekten de 3765 kilometrekarelik yüzölçümü ile küçük bir deniz.

VAN GÖLÜ
Van iline adını veren Van Gölü  Türkiye’nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3765 km2). Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Akdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş Adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi  ve Yukarı Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adını da almış. Sabunsuz köpük veren Van Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır yıkar. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.


Akdamar Kilisesi’nden duvar detayları.

AKDAMAR ADASI
Van Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900’lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise, taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin.

İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahnelerin bulunduğu kilise duvarlarında Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri yer alıyor. Zengin hayvan, asma sarmaşıkları ve çeşitli figürler görmek mümkün. Akdamar Adası’na Gevaş iskelesinden motorlar çalışıyor.


HALİME HATUN KÜMBETİ
Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında Karakoyunlular tarafından yapılmış. Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut. 14. yüzyıl ile 17. yüzyılları arasında kullanıldığı sanılan mezarlıktaki mezar taşları sıra dışı.

VAN KALESİ
Şehir merkezine 5 km. uzaklıktaki Van Kalesi, Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. M.Ö. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu I. Sarduri tarafından yaptırılmış.

Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri’ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor. Kalenin diğer önemli bir yapısı, I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen yakınındaki kaya üzerinde bulunan Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan “Horhor Yazıtları”. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin açık hava tapınağı (Analı-Kız), Kale içinde Menau ve Sarduri’ye ait mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar bulunuyor. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları mevcut.

SAINT THOMAS MANASTIR KİLİSESİ
Manastır, Altınsaç Köyü’nün 5 km. kuzeybatısında Van Gölü’ne bakan bir vadinin yamacına kurulmuş. Havarilerden Aziz Thomas’a ait kutsal eşyaların saklanması amacıyla yapılan manastır, 18. yüzyıl sonlarında yağmalanmış.

ADIR KİLİSESİ
Van Gölü üzerindeki Adır Adası’nda yer alan Adır Kilisesi 1305 yılına tarihlendiriliyor. Daha sonra 1621 yılında, yapıya Aziz Georges Kilisesi eklenmiş. Van İskelesi’nden kiralanacak teknelerle adaya ve kiliseye ulaşabilirsiniz.

ÇAVUŞTEPE
Van´ın 26 km. güneydoğusundaki Çavuştepe Kalesi´ni Urartu Kralı II. Sarduri kurmuş. Yapı, Yukarı Kale ve Aşağı Kale olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Yukarı Kalede Haldi Tapınağı, Aşağı Kalede depo binaları, saray, mahzenler ve Urartu tanrısı İrmusi´nin tapınağı bulunuyor. 

URARTU SULAMA KANALLARI
Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu II. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700’de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiş. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma dönemine ait.

MURADİYE ŞELALESİ
Van-Doğubeyazıt yolu üzerinde bulunan Muradiye Şelalesi, dinlenme tesisleri ve mükemmel manzarası ile bölge halkının sık sık ziyaret ettiği bir doğa harikası.

KAVUNUN ANAVATANI
Rus bilgini Shutavsky’ye göre kavunun anavatanı Van. 16. yüzyılda İtalya’ya gönderilen ve Papa Cantaluppi’nin çiftliğinde yetiştirilmesi sebebiyle “Cantalup” adıyla ünlü olan turuncu renkli, ince kabuklu, ananas kokulu kavunun ilk kez Van’da yetiştiği iddia ediliyor.

HOŞAP KALESİ
Van-Hakkari Karayolu´nun 60’ıncı kilometresindeki kale, Urartular döneminde yapılmış, daha sonra Mahmudi beylerinden Sarı Süleyman tarafından 1649´da sağlamlaştırılmış. Gözetleme kulesi, surları, burçları, beden duvarları, mescit, fırın, zindan seyir köşkü, harem, selamlık ve orijinal demir kapı kanatları kalenin önemli yapıları.

Kalenin girişindeki damla şeklindeki armanın her iki tarafında zincire bağlı aslan kabartması bulunuyor.

SÜPHAN DAĞI
Doğu Anadolu’da Van gölünün kuzeyinde Adilcevaz – Erçiş ve Patnos arasında yükselen Süphan Dağı, sönmüş bir volkan. 4058 metrelik yükseltisiyle heybetli zirvesi buzul bir örtü ile kaplı. Aynı zamanda Anadolu’nun üçüncü yüksek doruğu olan Süphan Dağı’na tırmanmak için en uygun  zaman Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan’a doruk tırmanışı Aydınlar köyünden başlıyor. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve 2500 m. yükseklikte Şekerpınarı ya da Süphan yaylasında kamp kurulup, doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alıyor.

Bitlis

Bitlis

BİTLİS

Süphan Dağı’nın eteklerinde yer alan kent; Nemrut Krater Gölü, Van Gölü, Nazik ve Arin gölleriyle, Ahlat’taki yemyeşil vadileri, Tatvan’daki geniş ovalarıyla görülmeye değer bir coğrafya.

Emir Bayındır Kümbeti, Ahlat’taki Selçuklu eserlerinden.


Bitlis, adını Makedonya Kralı Büyük İskender’in (Alexander), şehirdeki kaleyi yaptıran komutanlarından biri olan “Bedlis”ten almış. Tarihi M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te Urartu, Asur, Med, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans Dönemleri’ne ait izlere rastlanılıyor. Türkler’in 11. yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis, Türkler’in Anadolu’ya açılmasında çok önemli bir rol de üstlenmiş. Kent, 1514 yılında Osmanlılar’ın eline geçmiş.

Bitlis, Ahlat’ta Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı yer alıyor. 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor.

Bitlis Büryan kebabı ise yörenin en ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek ancak yaz aylarında yenebiliyor. Bitlis özgün ürünler açısından da ziyaretçilerine oldukça zengin seçenekler sunan bir kent. Halen yapılmakta olan kök boyalı rengarenk kilimlerden, halılardan, toprak çanak-çömleklerden, Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri olan

bastonlardan satın alabilirsiniz. Ayrıca Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi, Mutki kara kovan balı ve küp peyniri tadılması gereken

yöresel lezzetler.

Bitlis’e Türkiye’nin hemen her yanından otobüs seferleri düzenleniyor. İstanbul-Bitlis 1505 km, Ankara-Bitlis 1907 km. Tren seferleri Tatvan ilçesinden yapılıyor. Feribot Van-Tatvan arası tarifesiz olarak çalışmakta.

AHLAT MEZARLIĞI
Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.

NEMRUT DAĞI VE KRATER GÖLLERİ

Bitlis’in kuzeyinde, Tatvan ilçesi sınırları içerisinde yer alan ve yüksekliği 2935 m. olan Nemrut Dağı, volkanik bir dağ. Bir doğa harikası olan Nemrut Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turistin gözdesi. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde büyükçe iki göl var. Biri soğuk, diğeri sıcak. Toprak bir yol sıcak gölün kıyısına kadar iniyor. 3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak. Binlerce yıl önce patlamış, su giderini tıkayarak Van Gölü’nün oluşmasına sebep olmuş. Esas ilginç olan kraterin kenarı. Tam sırtta araçtan inip zirveye kadar yürümek mümkün:  Sadece 20 dakika. Doğuda Van gölü, Batıda Krater gölü ayaklar altında. Dolunay zamanı, güneş batarken ay doğuyor.

BİTLİS KALESİ
Bitlis merkezindeki çarşının hemen dik yamacında yer alan Bitlis Kalesi M.Ö. 312 tarihinde Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından inşa ettirilmiş. Kale torakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değil. Ancak  tepede olağanüstü güzellikteki manzarayı kaçırmayın.

TATVAN
Van Gölü havzasının yeni turizm merkezi olan Tatvan, Bitlis’e 27 km. uzaklıkta. Hurrilerden bugüne kadar yerleşime sahne olmuş Tatvan sınırları içinde çok sayıda tarihi eser yer alıyor. Van Gölü kıyısında kurulu olduğu yer aynı zamanda doğal bir liman olma özelliğine sahip. Van Gölü üzerinden feribotla ulaşmak da mümkün.

GÖÇERLER
Yaz mevsiminin sıcak günlerinde Bitlis’in yüksek yaylalarına çıktığınızda, kara kıl çadırlarının içinde, hayvanlarıyla birlikte rengarenk bir yaşam süren Göçer aşiretlerini görürsünüz.
Onlar on binlerce yıldan beri gelenek ve göreneklerini sürdüren ve dünyadaki gelişmelere inat varlıklarını koruyabilen geçmişin canlı tanıkları.

İHLASİYE MEDRESESİ
1216 yılında Selçuklular tarafından yaptırılan medrese Bitlis’in simgesi. Osmanlı Dönemi’nde üniversite görevini yapan medrese, klasik Selçuklu üslubunun en seçkin örneklerinden.