Dresden Tren İstasyonu Yenilemesi Dresden, Almanya; 2006

Dresden Tren İstasyonu Yenilemesi Dresden, Almanya; 2006

Dresden Tren İstasyonu Yenilemesi Dresden, Almanya; 2006

2. Dünya Savaşı’nda “Dresden Baskını” olarak bilinen ünlü hava saldırısında harap olmuş ve ardından üstünkörü onarılmış, geç 19. yüzyıl dönemine ait görkemli yapıdaki çatı düzenlemesinde, yelpaze biçimindeki mevcut demir konstrüksiyonun üzeri membranla örtülmüş, bu sayede günışığı kullanımı %13 oranında artırılmıştır.

Mimar:

Foster + Partners

İşveren:

Deutsche Bahn AG

Yüzölçümü:

30.000 m2

İnşaat maliyeti:

99 milyon £

Kişisel bakım

Kişisel bakım

Kişisel bakım

İnmeli bir hasta vücudunun bir tarafının farkında olmayabilir, ihmal edebilir, bu duruma   “ihmal fenomeni” adı verilir. Böyle bir durumda veya hasta bir görme alanı bozukluğu nedeniyle tek bir yöne doğru bakıyorsa konuşurken hastanın ihmal ettiği tarafa oturup konuşarak, hastaya bir şey verirken o taraftan uzatarak, hastanın dikkatinin bu yöne çekilmesi yararlı olabilir.

Ayrıca sık sık hastanın ihmal ettiği kol ve bacağına dokunulmalı, hareket ettirilmelidir.

Hasta vücudunun sağ ve sol tarafındaki vücut parçalarını tanımada da zorlanabilir. Böyle bir sorun varsa sık sık tekrarlanarak yeni baştan öğretilmeye çalışılmalıdır.

Rehabilitasyon, kişinin ailesi ve çevresiyle ilişkilerini de kolaylaştıracaktır.

Hastanın kendisini daha iyi hissetmesinde, moralinin yüksek olmasında temizlik ve bakım önemli bir rol oynar.

Yatak yaralarının bakımı

• Hasta 1-2 saatten fazla aynı pozisyonda oturmamalı veya yatmamalıdır. Sırtında, kalçasında kırmızı, ağrılı bölgeler oluştuysa bu bölgeler üzerine oturmamalı ve yatmamalıdır.

• Kemik çıkıntılarının bulunduğu alanlarda basıncı azaltmak için yastık veya köpüklü pedler konulabilir. Eğer hasta rahat edebiliyorsa yüz üstü de yatabilir.

• Küçük miktarlarda bile olsa idrar sızması yatak yaralarına neden olabilir. Bunu önlemek için tek kullanımlık pedler kullanılabilir.

• Az miktarda mısır nişastası derinin zedelenmesini önlemede yararlı olabilir fakat fazla kullanılması derinin nemini engelleyeceğinden deriyi kurutabilir. Talk pudrası önerilmez.

Eğer açık yara oluştuysa özel tedavi uygulanması için doktora başvurmalıdır.

Yaralarının açılmasını engellemek için, yatalak hastanın 2 saatte bir yatış yönünü değiştirmek gerekir.

Banyo 

Banyo yapacaksa, havlu ve bornozu duşun yakınında rahat ulaşabileceği bir yere koymalı. Suyun sıcaklığını mutlaka kontrol etmeli, su çok sıcak ya da çok soğuk olmamalıdır. Sıcaklık kontrolünü sağlam tarafındaki dirseğiyle yapmalı ya da bunu bir yakınından istemelidir.

Islak ve kaygan bir küvet tehlikeli olabilir bu nedenle dikkatli olmalıdır. Küvetin kenarlarına kaygan olmayan şeritler koymak veya tutunma çubukları eklemek iyi olur. Duş musluğunun elde tutulabilen tipte olması kolaylık sağlar.

İnmeli kişiler banyo yaparlarken pek çok güvenlik tedbiri almak gerekir. Banyo birçok açıdan kazalara uygun bir ortamdır.

Uzun el fırçaları ve eldivenler de banyo yaparken yararlıdır. Islak havlu, bornoz ve sabunu küvetin kenarlarına bırakmamalıdır, kayıp düşebilir.

Tam olarak iyileşmedikçe banyoda yalnız kalmamalıdır. Yalnız banyo yapabilse bile ihtiyacı olduğunda birisi yanına hemen ulaşabilecek kadar yakınında olmalıdır

Duşlar banyo küvetlerinden daha da güvenlidir, düşme olasılığı daha azdır. Eğer duşta ayakta durmak hastayı yoruyorsa sandalyede oturabilir. Bu sandalyenin bacakları vakumlu tutacaklar ile sabitleştirilirse kaymayı engeller.

Eğer duşu yoksa küvet kullanmak zorunda ise çok dikkat etmelidir. Küvetin içinde ve dışında sabitleştirilmiş 2 sandalye kullanılabilir, bu düzenek sağlanamazsa, küvete girip çıkarken bir yakını yardım etmelidir. Küvetten çıkarken ilk adımını güçlü olan tarafıyla atmalı, küvetin kenarları ve kolu mutlaka kuru olmalıdır.

Giyinme

Hastanın ilk öğrenmesi gereken, giysilerini nasıl çıkaracağıdır. Bluzunu veya pantolonunu çıkarırken önce güçlü kol veya bacağını çıkarmalı sonra felçli kol veya bacağını çıkarmalıdır. Eğer kendisi yapamıyorsa bir yakınından yardım istemelidir. Giyinirken önce felçli kol veya bacağından başlamalı sonra sağlam tarafını giymelidir. Otururken giyinmek ve soyunmak, yatarken olandan daha kolaydır. Fermuarının ucunda tutacak bir halka ya da ip bulunması, elbisenin belinin elastik olması, düğme yerine çıtçıt kullanılması, ayakkabıların bağcıklı değil bantlı olması kolaylık sağlar. Çorap ve ayakkabı giyerken ayağını bir tabure üzerine koyarak giymesi daha kolaydır.   

İnmeli kişinin yaşayacağı ortam hastanın ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde düzenlenmeli ve hasta için günlük yaşam her açıdan kolaylaştırılmalıdır.

Yemek yeme

Yiyecekleri çiğneme ve yutma sorunları ortaya çıkabilir. Yutma güçlüğü “disfaji” olarak isimlendirilir.

Hasta ağzına bir kerede az miktarda lokma almalı ve ağzının daha güçlü olan tarafına koymalı, bu çiğnemesini kolaylaştıracaktır. Her lokmadan sonra ağzını ve boğazını temizlemelidir. Bazı yiyecekler daha kolay yutulabilir, örneğin yumuşak yiyecekler sıvılardan daha kolay yutulur. Yiyeceklerin blendırda parçalanması   da yardımcı olur.

Afazili (konuşma bozukluğu olan) hastayla ilişki kurmak için mimiklerden ve jestlerden yararlanınız. Afazili hasta rehabilitasyonu için de konuşma terapistlerinden faydalanınız.

İdrar sorunları

Birçok hastada inmeden hemen sonra “enkontinans” olarak isimlendirilen idrarını tutamama sorunları ortaya çıkar. Bu sorun sıklıkla uzun sürmez, hasta aktif hale geldikçe bu da düzelir.

İdrar sorunlarını azaltmak için tuvalete düzenli olarak (örneğin her 2 saatte bir) sabah kalkınca, her yemekten sonra ve gece yatmadan önce gitmek yararlıdır. Akşamları sıvı alımının kısıtlanması gece idrar kaçırmaları önleyecektir. Gece tuvalete gitmek zor olursa, yatağın yanında lazımlık bulundurulabilir. Tüm bunlara rağmen yatağı ıslatma olasılığına karşı ped de kullanılabilir.

İnmeli hastalarda algılamada bir takım problemler oluşabilir. Bunun giderilmesinde yakınlara büyük rol düşmektedir.

Kabızlık

Kabızlık yaşlı felçli hastalarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Hareketsizlik, lazımlık kullanmak zorunda kalmak, diyetteki değişiklikler tümü kabızlığa neden olabilir. Bu sorun oluşmadan önlemek için düzenli olarak (örneğin kahvaltı sonrası) tuvalete gitmek gerekir. Tahıl, sebze, meyve gibi yiyecekler yüksek oranda selülozludur, bu tip besinlerin yenilmesi, günde 2-3 litre sıvı almak (sıvı kısıtlaması yapılmıyorsa) ve egzersiz kabızlığı önleyebilir. Sıcak su, sıcak kahve içme, kuru erik de yararlıdır. Hala kabızlık devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

Algılamada bozukluk olduğu durumlarda hasta için kolaylaştırıcı bir ortam meydana getirmek, gerekirse ona algılayamadığı konuları tekrar tekrar anlatmak ve her açıdan yardımcı olmak gerekir.

Algılama

Algılama duygulara yönelik objelerin tanınması ve anlaşılmasıdır. İnme ile görme, işitme dokunma hareket etme ve düşünme yeteneğinin tümü etkilenebileceğinden algılamada da bozukluklar olması olasıdır. Bu tip sorunlara yönelik olarak evin düzenli ve hasta açısından en güvenli şekilde olması, gerektiğinde yakınlarının hastaya yardımcı olmaları, hareketlerinde acele etmemesi öğütlenir.

Afazili (konuşma bozukluğu olan) hastayla ilişki kurmak için mimiklerden ve jestlerden yararlanınız. Afazili hasta rehabilitasyonu için de konuşma terapistlerinden faydalanınız.

İdrar sorunları

Birçok hastada inmeden hemen sonra “enkontinans” olarak isimlendirilen idrarını tutamama sorunları ortaya çıkar. Bu sorun sıklıkla uzun sürmez, hasta aktif hale geldikçe bu da düzelir.

İdrar sorunlarını azaltmak için tuvalete düzenli olarak (örneğin her 2 saatte bir) sabah kalkınca, her yemekten sonra ve gece yatmadan önce gitmek yararlıdır. Akşamları sıvı alımının kısıtlanması gece idrar kaçırmaları önleyecektir. Gece tuvalete gitmek zor olursa, yatağın yanında lazımlık bulundurulabilir. Tüm bunlara rağmen yatağı ıslatma olasılığına karşı ped de kullanılabilir.

İnmeli hastalarda algılamada bir takım problemler oluşabilir. Bunun giderilmesinde yakınlara büyük rol düşmektedir.

Kabızlık

Kabızlık yaşlı felçli hastalarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Hareketsizlik, lazımlık kullanmak zorunda kalmak, diyetteki değişiklikler tümü kabızlığa neden olabilir. Bu sorun oluşmadan önlemek için düzenli olarak (örneğin kahvaltı sonrası) tuvalete gitmek gerekir. Tahıl, sebze, meyve gibi yiyecekler yüksek oranda selülozludur, bu tip besinlerin yenilmesi, günde 2-3 litre sıvı almak (sıvı kısıtlaması yapılmıyorsa) ve egzersiz kabızlığı önleyebilir. Sıcak su, sıcak kahve içme, kuru erik de yararlıdır. Hala kabızlık devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

Algılamada bozukluk olduğu durumlarda hasta için kolaylaştırıcı bir ortam meydana getirmek, gerekirse ona algılayamadığı konuları tekrar tekrar anlatmak ve her açıdan yardımcı olmak gerekir.

Algılama

Algılama duygulara yönelik objelerin tanınması ve anlaşılmasıdır. İnme ile görme, işitme dokunma hareket etme ve düşünme yeteneğinin tümü etkilenebileceğinden algılamada da bozukluklar olması olasıdır. Bu tip sorunlara yönelik olarak evin düzenli ve hasta açısından en güvenli şekilde olması, gerektiğinde yakınlarının hastaya yardımcı olmaları, hareketlerinde acele etmemesi öğütlenir.

İnmenin rahatsızlık verici sonuçlarından biri de iletişim bozukluğuna sebep olmasıdır. Bu bazen konuşma, bazen anlama, bazen de okuma yazma güçlüğü şeklinde kendisini gösterir.

İşitme

İnme genellikle işitme kaybına neden olmaz. Eğer hasta telefonu duymakta zorlanıyorsa, daha iyi duyan kulağıyla dinlemeyi tercih etmeli, çevresindekilerden daha yavaş konuşmalarını istemelidir. Eğer hasta inme öncesi işitme cihazı kullanıyorsa yine kullanmaya devam etmelidir.

Görme

İnme ile genellikle birçok görme sorunları ortaya çıkar. Bunlar kişinin günlük yaşantısını etkileyebilir. Eğer bir görme alanı kaybı varsa hasta doğru baktığında felçli tarafındaki ilaçları göremeyebilir. Sonuç olarak yemek yerken tabağın bir tarafındaki yiyecekleri görmeme, yürürken duvara çarpma ve okumada güçlük gibi sorunlar ortaya çıkar. Böyle bir sorunu varsa kendisini, başını o tarafa çevirmeye alıştırmalıdır, ayrıca yakınları da hastayı bu konuda uyarabilir.

Bazen inme sonrasında, cisimler olduğundan daha yakında ya da daha uzaktaymış gibi görülebilir. Bu da, yemek yerken, giyinirken, yürürken zorluk oluşturabilir.

Yemekte bilinçli şekilde hangi yiyeceklerin ve eşyaların yakında veya uzakta olduğunu düşünmelidir.

Merdiven inip çıkarken ağırlığını vermeden önce, ayağıyla basamağın yüksekliğini hissetmeli, felçli tarafını bir yakını desteklemelidir.

Eğer karışık bir resim içinde objeleri seçemiyorsa ve beyaz gömleğin üzerindeki beyaz bir düğmeyi ayırt edemiyorsa kıyafetlerindeki düğmeleri kontrast renklerde, tabakları da masanın renginden farklı renklerde tercih etmelidir.

İnme, kişinin düşünme yeteneğini de etkileyebileceği için bu tip durumlarda hastaya birçok şey tekrar öğretilmelidir.

Konuşma        

İnme sonrası bazı hastalar düşündüklerini söylemede güçlük çekerler. Bu “afazi” olarak isimlendirilir. Afazi konuşmayı, söylenenleri anlamayı, okumayı, yazmayı etkiler. Bu, genellikle inme vücudun sağ tarafını etkilediğinde görülür. Kısa süreli olabildiği gibi, uzun süre devam da edebilir. Her hastada farklı şekilde görülebilir. Bazıları konuşmada zorlanırken, bazıları söylenenleri anlamaz.  İletişim kurmada zorluk yarattığı   için hasta büyük sıkıntı hisseder, bazen depresyona neden olabilir.

Eğer yakınınızda afazi varsa

• Yüksek sesle değil normal ses tonuyla konuşun.

• Kolay kelimeler kullanın, hareketler ve mimiklerden, resimler ve eşyalardan yararlanın.

• Yakınınızın sıkıntısı ve depresyonu olup olmadığını anlamaya çalışın.

• Konuşma terapisi ile rehabilitasyon yararlı olabilir.

Bazen konuşma sırasında kullanılan kaslar (dil, damak, dudak) güçsüz olabilir, bu nedenle konuşma yavaş ve anlaşılmaz olabilir. Bu durum afazi ile karıştırılmamalıdır. Bu kişilerde anlama, kelimeleri bulma, okuma ve yazma normaldir ve bu rahatsızlık dizartri olarak isimlendirilir.

İnme sonrası yaşamda en çok karşılaşılan sorun tek başına bağımsız hareket güçlüğüdür. Bu konuda fizyoterapistlerden alınacak eğitimin yararı olacaktır. Bununla birlikte yakınların desteği de çok önemlidir.

Düşünme yeteneği

İnme net ve düzgün düşünme yeteneğini de etkileyebilir. Bazı basit aktiviteleri bile planlamak ya da uygulamak zor olabilir. Hasta bir işe nasıl başlanacağını bilemeyebilir veya aşamalarını karıştırabilir (örneğin, giyinme gibi). Böyle bir durumda kişiye, bu hareketler aşama aşama birçok kez tekrar ettirilerek yeniden öğretilmelidir.

İnmeli hastanın günlük aktivitelerini yalnız başına yapabilmesi ve hayatını tek başına idame ettirebilmesi önemli bir hedeftir. Bunun içinse ilk olarak transfer tekniklerini bilmesi gerekecektir.

Duyum

İnme ile etkilenen tarafta ısı, dokunma, ağrı duyuları kaybolabilir. Dokunma veya ısı uyuşukluk, karıncalanma veya ağrı olarak algılanabilir. Duyu kaybı kişinin güvenliği açısından sorun oluşturabilir. Sıcak su, kesici aletler ve elektrikli aletlere bağlı ciddi yaralanmalar oluşabilir. Hasta, güvenliği için ılık su kullanmalı, sıcak suyu felçli olmayan tarafıyla kontrol etmeli ya da bunu bir yakınına yaptırmalıdır.

Hasta bakıcının yardımı ile yataktan ve tekerlekli sandalyeden transfer şekildeki sırayla yapılmalıdır.

Yer değiştirmeler

Bir yerden bir yere geçiş hareketine transfer denir. Sandalyeden yatağa geçiş, tekerlekli sandalyeden tuvalete, küvete veya arabaya geçiş birer transfer örneğidir. Fizyoterapist size nasıl transfer yapılacağını öğretmelidir.

Güvenli transfer için 4 kural gereklidir:

1.Transfer yapılacak iki yüzeyin yüksekliği aynı olmalıdır.

2.İki yüzey mümkün olduğunca birbirine yakın olmalıdır.

3. Önce felçli tarafla geçişe başlanmalıdır.

4. Transfer öncesi ayakkabılar giyilmeli ve felçli kol çok gevşekse bir askı ile sabitleştirilmelidir.

Yardımsız oturarak transfer

Oturarak transfer her iki bacak felçli olduğunda kullanılır. Tekerlekli sandalye kullanıyorsa;

• Hasta yatağın veya sandalyenin kenarına doğru gelmeli ve otururken ayağıyla yere dokunmalı.

• Tekerlekli sandalyenin kol kenarlarını kaldırmalı.

• Kol kenarları kaldırılamıyorsa 2 yüzey birbirine düzgün 45 derece açı ile durmalı, eğer kaldırılabiliyorsa yan yana durmalıdır.

• Tekerlekli sandalyenin frenlerini güvenli şekilde kilitlemelidir.

• Ayaklıkları kaldırmalıdır.

• Kayma tahtası kullanıyorsa her 2 yüzeye düzgün bir şekilde koymalıdır.

• Öne doğru eğilmeli, kısa hareketlerle kalçasını kaydırıp diğer yüzeye geçmelidir.

• Bacakların pozisyonunu değiştirmelidir.

• Kol kenarlarını düzeltmelidir.

Yardımsız ayakta transfer

Tek tarafta güçsüzlüğü veya inmesi olan hastalar genellikle tek veya her iki bacağın da ağırlıklarını destekleyecek kadar güce sahiptir,  bu nedenle ayakta transfer yapılabilir. Ayakta transfer için kolda güç ve dengenin bulunması gerekir. (Yine de sıkı bir deri kemer kullanılmalıdır. Eğer birinin yardımı gerekirse oradan tutabilir.)

• Hasta yatağın veya sandalyenin ucuna doğru hareket etmeli ve ayakları yere değer şekilde oturmalı.

• Güçlü olan ayağını güçsüz olanın önünde tutmalı.

• Tekerlekli sandalyenin frenlerinin kilitli olduğundan emin olmalı.

• Yatak üzerinde veya sandalyede öne doğru kaymalı ve ayağa kalkmalı.

• Sonra tekerlekli sandalyenin kollarını tutarak oturmalıdır.

İnmeli kişilerin bu kitapta anlatılan transfer tekniklerini çok iyi öğrenip, uygulamaları hayatlarını kolaylaştıracaktır. İlk başta yardım almadan transfer yapmak çok zor gibi gözükse de biraz cesaret ve dikkatle bunun mümkün olduğu görülecektir.

Kendi kendine transfer yapmayı öğrenmek inmeli kişinin hayatını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.

Tuvalete transfer

Tuvalete geçiş, alanın dar olması nedeniyle zor olabilir. Hasta oturarak transfer için tekerlekli sandalyeyi mümkün olduğunca tuvaletin yanına getirmelidir. Güçlü tarafıyla 45 derece açıdan tutunma çubuklarının bulunması hastanın oturma ve kalkmasına yardımcı olacaktır. Tuvaletin normalden biraz daha yüksek olması daha iyidir. Tutunma çubuklarını geçiş süresince bırakmamalıdır. Tuvalet kağıdı sağlam kolunun ulaşabileceği bir yerde olmalıdır.

Arabada transfer

Ön koltuğa oturuyorsa transfer daha kolaydır. Tekerlekli sandalyeyi mümkün olduğunca arabaya yaklaştırmalı, kapı camını açmalı, burayı destek olarak kullanmalıdır. Ayakta transfer yapıyorsa kapı ile kendisini desteklemeli ve oturmalı, sonra bacaklarını içeri almalıdır. Eğer dışarı çıkıyorsa önce oturduğu yerde dönmeli, sonra bacaklarını dışarı çıkarmalıdır. Bu sırada kapıya tutunarak destek alabilir.

Hastanın güvenliği ve rahatı için evde bazı düzenlemeler yapmak gerekir. Merdivenlere trabzan yaptırılması bunlardan biridir.

Kars

Kars

KARS

Kars’tan doğuya, sınıra doğru 45 km. uzaklıkta Ani Harabeleri yer alıyor. Şaşırtıcı, çarpıcı bir yer. Burada, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana.


Ani kentini koruyan çift sur sırasından dış surlar çok daha alçak inşa edilmiş.
Daha yüksek olan iç sur ise birbirine yakın ve  yüksek yarım daire şeklinde burçlarla bezeli.

KTürkiye’nin en doğusunda yer alan Kars, karasal iklimin etkisiyle ülkemizin en soğuk kentlerinden biri aynı zamanda. Adını bir Türk boyu olan Karsaklar’dan alan, Yontma Taş Devri’nden (M.Ö. 13000-10000) beri kesintisiz yerleşime sahne olan Kars, inanç turizmi açısından da ilgili çekici bir potansiyele sahip. Bölge Hurriler, Urartular, İskitler, Parthlar, Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Gürcüler, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Osmanlılar’ın hakimiyetine girmiş ve bu medeniyetlerin birçok eserini de günümüze taşımıştır. İlgi çekici bir kış turizmi potansiyeli de taşıyan kent, çok sayıda tarihi eserin yanı sıra Ani gibi inançların buluşma noktası ören yerleri ile çok sayıda ziyaretçinin ilgi odağı olmaya devam ediyor.


Kars’a, büyük şehirlerden otobüs seferleri düzenlenmekte. İstanbul-Kars 1428 km, Ankara- Kars 1080 km. Kars’taki otobüs terminalinin kent merkezine uzaklığı 3 km. Firmaların servis araçları otogara ücretsiz seferler düzenliyor. Tren istasyonunun kent merkezine uzaklığı 1 km. Ulaşım taksi ve dolmuşlarla yapılıyor. Kars Havalimanı’nın kent merkezine uzaklığı 7 km.

ANİ HARABELERİ

Ani Harabeleri Kars’a 48 km. uzaklıkta yer alıyor. Ocaklı Köyü yakınında,Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay nehri kenarında konumlanan kentin kuruluşu M.Ö. 350-300 yıllarına dayanıyor.

Ani, Hristiyan Ermeni inanışınca kutsal sayılıyor. Şehirde, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana hatta iç içe duruyor. Adını İran, Eti ve Roma tanrılarından aldığı söyleniyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, 10. yüzyılda Bagratoğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Kendisini zapteden kavimler tarafından defalarca yenilenmiş ve askeri amaçla kullanılmış olan kent, 1064 yılına kadar Bizans’ın yönetiminde kalmış ve bu tarihte Selçuklular’ın eline geçmiş. Konumu açısından İpek Yolu geçişinde olması ticari ve askeri bakımdan önemini bir kat daha artırmış.

Şehir defalarca görmüş olduğu saldırılar ve depremlerden dolayı harabe haline gelmiş. Kentin merkezindeki Ani Katedrali en büyük eserlerden birisi. 1001 yılında Yunan haçı planında yapılmış olan katedral 1064’de Alparslan tarafından camiye çevrilmiş.

Doğu yönünde Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents’in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi bulunuyor. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumda. 1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise diye de biliniyor.

1038’de yapılan Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi’nden günümüze pek bir şey ulaşamamış. Kuzeybatı tarafında aynı adı taşıyan üç kilise bulunuyor. Bunlardan Surp Kirkor Abugamrents Kilisesi 994’de yapılmış ve Aziz Kirkor Lusaroviç’e adanmış. Kentin ortasındaki kervansarayın ise ancak kalıntısı günümüze kadar gelebilmiş.

SURLAR

Kuzey surları 972 yılında III. Ashot tarafından yaptırılmış. Daha sonra 977 ve 990 yıllarında II. Simbat tarafından restore edilmiş. 11. yüzyılda Emir Menuçehir tarafından surlar yeniden güçlendirilmiş ve Selçuklu motifleri içeren rölyeflerle süslenmiş. Kuzeyde yer alan kapıya Ortakapı (Aslanlı Kapı), sağdakine Çifte Beden Kapısı (Ejderha Kapısı) soldakine Hıdrellez Kapısı adı veriliyor. Ejderha Kulesi, 12. yüzyılda Selçuklular tarafından hastane olarak kullanılmış, Anadolu’nun en eski hastanelerinden.

SELÇUK SARAYI

Ani ören yerinin kuzeybatı ucunda dik bir yamaçta Sultan Sarayı bulunuyor. Beş katlı olarak inşa edilmiş binanın üst katları yıkılmış. Ön yüzünün mozaik işlemeleri ise hala görülebiliyor. Dış kapısında bulunan zengin mozaik şeklindeki taç kapısı geometrik motiflerle süslenmiş. İçte muhtelif odalar, galeri, depolar ile çeşmesiyle büyük bir yapı kompleksi oluşturuyor.

MENUÇEHR CAMİİ

1072 yılında Ani emiri Menuçehr tarafından yaptırılan cami, Selçuklular’ın Anadolu’da inşa ettikleri ilk cami. Tavanları mozaik görünümü renkli taşlar ile zengin motifli geometrik süslemelerle bezeli caminin minaresi yıkılmış. Şerefesinin altında Allah yazıtı yer alıyor.

DİGOR

Kars’a 42 km. uzaklıktaki Digor’da ünlü Türk şairi Dede Korkut’un yaşadığına inanılıyor. Çevrede Orta Çağdan kalma kiliseler mevcut. Bunların içinde Digor yakınlarında bulunan Beş Müzesi (Beş Kilise) ve Karabağ köyü yakınlarında bulunan, iyi korunmuş Karabağ Müzesi’ni (Müren Kilisesi) ziyaret edebilirsiniz.

Menuçehr Camii’nin kuzey köşesinde Kufi harflerle “Bismillah” yazan yüksek sekizgen minare yer alıyor. Minarenin camiye uyumsuz görünümü, minarenin caminin yapımından önce ya da sonra yapıldığı tartışmalarına sebep olmuş.

TİGRAN HONENTZ KİLİSESİ
(NAKIŞLI MÜZESİ)

Kilise 1215 yılında Tigran Honentz tarafından Arpaçay Vadisi’ne bakan bir teras üzerine yaptırılmış. Merkezi planı olan yapının konik kubbesi dıştan on altı köşegenli kemerlerle dekore edilmiş. Yapının dış cephesi taş üzerine oyulmuş insan, hayvan ve bitki motifleriyle süslenmiş.

GAGİK KİLİSESİ
(GAGİK MÜZESİ)

Ani’nin batısında 1001 yılında I. Gagik tarafından yaptırılmış. Büyük ve merkezi planlı bir yapı.

KRİKOR ABUGAMRENTS
KİLİSESİ / MÜZESİ

Ani’nin Alaçay Vadisi’ne bakan yamaçlarına 994 yılında Krikor için erkek kardeşi Hamze ve kız kardeşi Seta tarafından yaptırılmış. Merkezi planlı yapının yüksek silindirik gövdesi ve konik kubbeye sahip çatısında 12 adet pencere mevcut.

KURTARICI KİLİSESİ
(KESELİ MÜZESİ)

1035-1036 yıllarında yaptırılmış. 1771 yılında restorasyon geçiren yapıya 15. yüzyılda çan kulesi ilave edilmiş. Dış cephe çok zengin motiflerle süslü. Kubbe oldukça yüksek silindirik gövde üzerinde yer alıyor. Bugün yapının ancak yarısını görmek mümkün. Diğer yarı, yıldırım çarpması sonucu yıkılmış.


Kurtarıcı Kilisesi.

MERYEM ANA KATEDRALİ
(MERYEM ANA MÜZESİ)

Ani merkezinde yer alan katedralin inşaatına 939 yılında II. Simbat döneminde başlanmış ve 1001 yılında I. Gagik’in eşi Katramida tarafından yaptırılmış. Katedralin mimarı İstanbul’daki Ayasofya’yı deprem sonrasında restore eden mimar Tiridates. Bazilika tipli, 3 nefli ve silindirik gövdesi ile Ani’nin en büyük katedrali. 1064 yılında Alpaslan’ın Ani’yi almasıyla, camiye çevrilerek Fethiye Camii adını almış.

KARS MÜZESİ

Kars Müzesi, Doğu Anadolu’nun en zengin müzelerinden biri. Arkeolojik eserler bölümünde Kars yöresinde bulunmuş seramik ve bronz eserler, yüzük taşları, çeşitli paralar, süslemeli ahşap kapılar, nişler, çanlar; Etnografik Eserler Bölümü’nde Kars halkının tarih içinde kullandığı eşyalar; bahçede ise çeşitli devirlere ait rölyefler, koç heykelleri ve mezar taşları sergileniyor.

Müze Tel : (+90-474) 212 38 17
Ziyarete açık saatleri : 08.30-12.30 / 13.30-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün

KARS KALESİ

Merkez Kale veya İç Kale olarak da anılır. 12. yüzyılda Saltuklular tarafından yaptırılan Kale’de yapımına ilişkin bir de kitabe mevcut. Kitabede, kalenin 1152 yılında Sultan İzzettin’in emri ile veziri tarafından yaptırıldığı yazılı.

SARIKAMIŞ KIŞ SPORLARI MERKEZİ

Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olan Sarıkamış, 2200-2900 m. yüksekliğinde bir plato üzerinde yer alıyor. Doğal güzelliği ve modern kayak tesislerinin yanı başında açılmaya başlayan oteller Sarıkamış’ın önemli bir turizm merkezi olmasını sağladı. Sarıkamış’ta, en uygun kayak mevsimi 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasında.

HAVARİLER MÜZESİ

932-937 yılları arasında II. Abbas Tekver tarafından 12 havariye atfen kilise olarak yapılmış. Merkezi planlı yapının dış cephesinde 12 havarinin rölyefleri yer alıyor. Kilise, 1579 yılında Osmanlılar tarafından camiye çevrilerek Kümbet Camii adını almış.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi




Çifte Minareli Medrese


Çifte Minareli Medrese, oyma taşlı kapısı ve görkemli çift minaresi ile büyüleyici etkiye sahip. Anadolu Selçuklu Mimari geleneğinde açık avlulu, iki katlı ve iki minareli eğitim kurumu olan Çifte Minareli Medrese, Anadolu’nun en büyük medresesi.




Erzurum.

Üç Kümbetler


Üç Kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olan kümbetin Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılıyor. Tamimiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmiyor. Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul ediliyor.

Erzurum.

Ani Harabeleri


Ani, Hristiyan Ermeni inanışınca kutsal sayılıyor. Şehirde, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana hatta iç içe duruyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, X. yüzyılda Bagrat oğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Kentin merkezindeki Ani Katedrali en büyük eserlerden birisi. 1001 yılında Yunan haçı planında yapılmış olan katedral 1064’de Alparslan tarafından camiye çevrilmiş. Doğu yönünde Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents’in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi bulunuyor. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumda. 1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise diye de biliniyor. 1038’de yapılan Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi’nden günümüze pek bir şey ulaşamamış. Kuzeybatı tarafında aynı adı taşıyan üç kilise bulunuyor. Bunlardan Surp Kirkor Abugamrents Kilisesi 994’de yapılmış ve Aziz Kirkor Lusaroviç’e adanmış. Kentin ortasındaki kervansarayın ise ancak kalıntısı günümüze kadar gelebilmiş. Ani merkezinde yer alan Meryem Ana Katedrali’nin inşaatına 939 yılında II. Simbat döneminde başlanmış ve 1001 yılında I. Gagik’in eşi Katramida tarafından tamamlanmış. 1072 yılında Ani emiri Menuçehr tarafından yaptırılan Menuçehr Camii, Selçukluların Anadolu’da inşa ettikleri ilk cami. Ani ören yerinin kuzeybatı ucunda dik bir yamaçta Sultan Sarayı bulunuyor. Beş katlı olarak inşa edilmiş binanın üst katları yıkılmış. Ön yüzünün mozaik işlemeleri ise hala görülebiliyor.




Ani Harabeleri Kars’a 48 km. uzaklıkta Ocaklı Köyü yakınlarında yer alıyor.

İshak Paşa Sarayı


1789’da vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın yaptırdığı saray, 360’ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2’lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. “U” şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binalarının mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim. Girişteki taç kapıda Selçuklu etkisi görülüyor. Söylentiye göre kapı kanatları altındanmış fakat Ruslar alıp götürmüşler. Kapıdan birinci iç avluya girildiğinde eskiden var olan hizmet binaları bugün yıkık durumda. İkinci avluya gene bir taç kapıdan giriliyor. Avlunun sol tarafında görülecek herhangi bir yapı kalmamış. Sağ tarafta selamlık daireleri bulunuyor. Selamlığın cumbalı köşkünün işlemeli ahşap konsolları görülmeye değer güzellikte. Avlunun batısındaki çok süslü yüksek kapıdan harem kısmına giriliyor. Mutfak, hamam, kiler gibi yapıları burada bulunuyor. Harem dairesinin odaları dikdörtgen planlı ve şömineli ısıtma sistemine sahip.

İshak Paşa’nın bir vali için fazla ihtişamlı olan sarayı yüzünden başının derde girdiği söylenir. Vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisiyken azledilip Hasankale’ye sürülmüş. Söylentiye göre Paşa’nın burada misafir ettiği İran elçisinin yolu Topkapı Sarayı’na düşünce, Padişaha İshak Paşa sarayının daha görkemli olduğunu söylemesi üzerine azledilmiş.

Ahlat Mezarlığı


Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıllara ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.



Van Kalesi


Van Kalesi, Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. MÖ. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu I. Sarduri tarafından yaptırılmış. Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri’ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor. Kalenin diğer önemli bir yapısı,      I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen yakınındaki kaya üzerinde bulunan Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan “Horhor Yazıtları”. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin açık hava tapınağı (Analı-Kız), kale içinde Menau ve Sarduri’ ye ait mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar bulunuyor. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları mevcut.


Şehir merkezine 5 km. uzaklıkta.


Akdamar Kilisesi

Van Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900’lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise, taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin. Bunun yanında, İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahneler bulunuyor. Kilise duvarlarında Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, aslan ininde Daniel sahneleri yer alıyor. Zengin hayvan, asma sarmaşıkları ve çeşitli figürleri görmek mümkün.


Akdamar Adası. Gevaş iskelesinden kalkan motorlarla ulaşabilirsiniz.

Yesemek Açıkhava Müzesi


Yaklaşık 100.000 metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi’nin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığının açıklandığı Yesemek Açıkhava Müzesi, dünyanın ilk heykel atölyelerinden. Bütün evrelere ait yontu taslaklarını Açık Hava Müzesinde görmek mümkün. Yesemek Açık Hava Müzesi’nde 300’ün üzerinde yontu taslağı sergileniyor. Koleksiyon; sfenskler, aslanlar, dağ tanrıları, savaş arabaları, karışık yaratıklar ve çeşitli mimari parçalardan oluşuyor.

Yesemek.

Karkamış Harabeleri


Mezopotamya havzasının orta bölümünde yer alan Karkamış, antik çağda doğunun önemli bir sanat ve kültür merkeziymiş. Gılgamış Destanında, Geç Hitit döneminde antik şehrin kalıntıları üzerinde kurulduğu tasvir edilen yörede, bugün iç ve dış şehir surları, tapınaklar ve ev kalıntıları göze çarpıyor. Karkamış harabeleri halen Suriye-Türkiye sınırının sıfır noktasında yer alıyor. Ayrıca Karkamış’da 10’a yakın höyük bulunuyor.


Gaziantep’e 75 km. uzaklıkta yer alıyor.

Rumkale-Hromgla


Rumkale-Hromgla bir kale şehir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşime açık olduğu, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.Ö. 855’de ele geçirildiği sanılıyor. Fırat ve Merzimen’in kıyısından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir kapı geçidi ile kale şehre giriliyor. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşıyor. En ilginç kalıntı, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı inen ve Fırat seviyesinin altına kadar giderek su ihtiyacını karşılayan su arkı. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla’nın önemli bir merkez olduğu ve hâvarilerden Yohannes’in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil’in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut’a kaçırıldığı sanılıyor. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe olmayan kalede sivil öğelerden çok askeri karakter hissediliyor.


Gaziantep’in 25 km. doğusunda, Fırat Nehri ile Merzimen Çayının birleştiği noktada sarp kayalıkların üzerinde yükseliyor.

Zeugma


Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz yerleşime sahne olan bu antik kent,  Fırat Irmağı’nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde yer alıyor. Zaten “Zeugma” adı da “köprübaşı” veya “geçit yeri” anlamını taşıyor. Günümüzde kentin üzeri 3-4 metrelik toprakla kaplı. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan antik kentin 1/3’ü, su tutulması nedeniyle Birecik Barajı göl alanı altında kalacak…

M.S. 2. yüzyılda en görkemli günlerini yaşayan Zeugma, Roma İmparatorluğu’nun en büyük 4 kentinden biriymiş. 4.Lejyon bölgesi karargahının bulunması nedeniyle yüksek rütbeli subayların ikamet ettiği, stratejik avantajları nedeniyle zengin tüccarların yaşadığı Zeugma gerçekten de önemli bir yerleşim. Ne var ki daha sonraları savaşlar ve doğal afetlerle bu görkemli kent yok olmuş ve kalıntıları da toprak altında kalmış.


Mozaikler Kenti Zeugma   


Zeugma’nın asıl önemi, kazılarla ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaikler. Sadece A bölgesi kazılarında gün ışığına çıkarılan mozaiklerin alanının 1000 metrekareyi bulması, Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarıyor. Yolların kesişme noktasında bulunması ve ticaret ve garnizon kenti olması Zeugma’yı sanatçıların gözünde çekici yapmış. Böylelikle sanatçılar, kentte, günümüzde olaylar yaratan mozaikler, freskler ve heykeller bırakmışlar. Zeugma’daki villa tipi yerleşimler, Fırat kıyısından başlayan bir tahta köprünün, batı yönünde yaklaşık 300- 350 metre yüksekliğindeki Belkıs Tepesi’nin üstündeki Akropolis’in eteklerine kadar ulaşmış. Yamaçların güney ve batı bölgesi nekropol (mezarlık), doğu ve kuzeydoğu tarafı mahalleler, kuzey kesimi ise yönetsel bölümler ve lejyon bölgesiymiş. Akropolis’in üzerinde ise Zeugma sikkelerinde sıkça rastlanan Tykhe (talih ve kader tanrıçası) Tapınağı bulunuyormuş.

100 Bin Bulla


Zeugma kazıları sırasında ortaya çıkarılan bullalar da Zeugma’yı eşsiz kılan özellikler arasında yer alıyor. Bulla; mühür baskısı anlamına geliyor. Yani bir mektup, bir ferman ya da paketi başka yerlere göndermek gerektiğinde, kapatılıp üzerine vurulan özel mühür baskı demek. Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen bu önemli koleksiyondaki mühür baskıların sayısı 100.000’i buluyor.


Nizip İlçesi’nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü’nde, Fırat Irmağı kıyısında yer alıyor.

Harran


Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde yer alıyor. Tevrat’ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran’a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in kenti de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan da Anadolu’ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuş. Harran; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlüymüş.

Harran’ın en çok ilgi çeken yanı, külah biçimindeki konik tipik evleri. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla, köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşuyor. Yan yana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiş. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin, kışın sıcak.


Harran Ovası. (Urfa)

Balıklı Göl (Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Gölü)


Balıklı Göl, içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde. Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna inanılıyor. Efsaneye göre Hz. İbrahim Peygamber’in, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye ve onları kırıp parçalayarak tek tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine Nemrut tarafından, bugünkü Şanlıurfa Kalesi’nden ateşe atılır. Bu esnada Allah tarafından “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim’in düştüğü yere “Halil-ür Rahman Gölü” denilir. Nemrut’un evlatlığı Zeliha da, Hz. İbrahim Peygamber’e aşık olur. Hz. İbrahim’in ateşe düştüğünü görünce Zeliha da kendini ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yere de Ayn-ı Zeliha Gölü denir.


Merkez. Şanlıurfa

Halil-ür Rahman Camii (Döşeme Camii-Makam Camii)


Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye halinde. Cami, M.S. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbisyus’un maddi yardımlarıyla Monofistler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine 13. yüzyılda Eyyübiler devrinde inşa edilmiş. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede Eyyübilerden Melik Eşref Muzafferiddin Musa’nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılı.


Merkez. Şanlıurfa


Nemrut


UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biri. Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekici. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına tırmanıyor.  Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor. Her yıl Haziran ayında Kommegene Festivali yapılıyor.

n Adıyaman’ın 86 km. doğusunda Kahta ilçesinin Karadut köyünde yer alıyor.

Doğu Teras


Kommagene ülkesinde güneşin doğuşunu ilk gören yer olan doğu terasına sert kayalardan oyulmuş merdivenli yollardan çıkılıyor. Doğu terası; tanrılar galerisi, atalar galerisi ve sunaktan oluşuyor. Tanrılar galerisindeki devasa tanrı heykelleri anıt mezara sırtını dönmüş biçimde sıralanmış.Tanrılar galerisinin beş heykelinden biri olan Antiochos (Kommegene Kralı), güney uçta ilk sırada yer almakta. Kendisini tanrılarla aynı kategoride gören Antiochos heykelini bu sıralamaya dahil etmiş. 2. heykel Kommagene-Fortuna Latince’de şans, uğur, bereket anlamını taşır. Heykeller arasında en uzun olan 3. heykel Zeus-Oromasdes, Tanrılar tanrısı Kronos’un oğlu, baş tanrı ve gökler hakimi. 4. heykel Apollon-Mithras, Anadolu mitolojisinde baş tanrı Zeus’un oğlu olup ışık ve güneş tanrısı. Kuvvet ve kudretin sembolü olan Herakles (Herkül) ise 5. heykeldir.

Batı Teras


Muhteşem bir gün batımının izlenebildiği, doğu terasına benzer şekilde yapılmış batı terasında, tanrılar galerisindeki heykel sıralaması ve heykellerin arkasındaki kült yazısı bazı detaylar hariç aynı. Doğu terasından farklı olarak, tanrılar galerisinin kuzey ucunda, dördünde Kral Antiochos’un tanrılarla selamlaşması, diğerinde aslan figürü bulunan, kumtaşından yapılmış beş kabartma (rölyef) bulunuyor. Aslan horoskop olarak bilinen kabartma ise 25.000 yılda bir meydana gelen astrolojik bir olayın sembolize edilmiş hali.

Doğu ve Batı terasın her ikisinde de tanrı heykellerinin tahtlarını oluşturan taş blokların arkasında Grek harfleriyle yazılmış 237 satırlık uzun bir kült yazıtı Nomos bulunuyor.

Arsameia (Nymphaios Arsameiası)


Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kommageneler’in atası Arsemez tarafından, Eski Kahta kalesinin karşısında kurulmuş krallığın yazlık başkenti ve idare merkezi. Güneydeki tören yolunda Mitras’ın kabartma steli, aynı platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 m. derine inen bir tünel ile yazıtın batısında benzer bir kaya dehlizi bulunuyor.

Yeni Kale ve Gerger Kalesi (Fırat Arsameiası)


Kommageneler tarafından inşa edilen Yeni Kale, karşısındaki Arsemeia ile birlikte kullanılmış. Kale içinde çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunuyor.


Adıyaman’a 60 km. uzaklıkta Kocahisar köyü yakınında yer alıyor.

Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı)

Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılıyor. Doğu yönündeki sütun üstünde aslan ve kartal heykel kalıntıları, batıdaki sütunun üstünde tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası var.


Adıyaman-Kahta girişinde yer alıyor.

Diyarbakır Surları


Çin Seddi’nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km. uzunluğunda ve 7.8 m. yüksekliğinde. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeri. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla süslenmiş.

Hasankeyf


Mezapotamya Bölgesi’nde yer alan Hasankeyf, içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı, mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile dikkatleri üzerine çekmiş ve çağlar boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim. Yekpare taştan meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almış. Sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar’ın hakimiyetlerine giren Hasankeyf, stratejik önemini her zaman korumuş. Bu çalkantılı tarihinden günümüze çok sayıda tarihi eser taşıyan Hasankeyf, bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor. GAP’ın bir alt projesi olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımından sonra sular altında kalma tehlikesi içindeki Hasankeyf, kurtarılmayı bekliyor.

Kaledeki Ulu Camii


Eyyubilerin Hasankeyf’teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşaa edilmiş. Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı ve oyma süsleriyle günümüze ulaşan nadir parçalardan biri.


Büyük Saray


Kalenin kuzeyinde Ulu Camii’nin altında yer alıyor. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmış. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olması.

Köprü


Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı yazılı. Ancak Hasankeyf’in 638 yılında Müslümanlarca feth edildiği sırada da bir köprüden bahsedilmekte. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapıldığı sanılıyor. Yapı, kemer açıklıkları itibariyle Ortaçağ’da yapılan taş köprülerin en büyüğü. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metre. Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptanmış. Düşman şehre saldırdığı zaman yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirmiş.

El-Rızk Camii


Dicle Nehri’nin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alıyor. Portal girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Bu gün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında Allah’ın 99 ismi yazılmış.

Zeynel Bey Türbesi


Kısa bir süre Hasankeyf’de hakim olan Akkoyunlular’a ait tek eserdir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmakta. Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert sırlı tuğla ve kuşaklar oluşturulmuş. Bu kuşaklarda sıra ile “Allah, Muhammed ve Ali” isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmış.

Mardin Kalesi


Diğer adı “Kartal Yuvası” olan Mardin Kalesi, Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini kimi zaman zaferlerle, kimi hayal kırıklıklarıyla yaşamış çok önemli bir kale.

MS. 330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral gelip Mardin kalesinde kalmış. Hasta olan kral, kalede iyileşince, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşamış. Daha sonra kendi memleketi Pers ve Babil’den birçok asker ve sivil getirip, onları bölgeye yerleştirmiş. Getirilen halk sayesinde kent zenginlemiş, gelişmiş. M.S.442’daki bir veba salgını kale halkının sonu olmuş. MS. 542’e kadar Mardin Kalesi boş kalmış.

Kalenin ovadan yüksekliği bin metre kadar. Kalenin bir kısmı sarp kayaların üzerine oturmuş. Kalenin güney kesiminde bir kule hala ayakta. Kalede daha önceleri mesken olarak kullanılmaya yarayan kalıntılar gözlenmiş.

19.yüzyılın ilk yarısında mevcut olan surların, bugün bazı yerlerde yalnız temellerine rastlanıyor. Bir çok kez kuşatılan kale, Timur’u bile çileden çıkaran direnişini, bünyesinde barındırdığı su sarnıçları ve ambarlarındaki bolluk ile sağlamış. Şehrin altı kapısı varmış. Bunlar; batıdaki Diyarbakır Kapı, doğuda Savur Kapısı, kuzeyde Bab-ı Şavt, kuzeybatıda Bab-ı Hamara, güneybatıda, Bab-ı Zeytun, güneyde Bab-ı Cedid (Yeni kapı).

Bu kapıların sağlamlığı kalenin uzun yıllar zapt edilemeyişine önemli bir etken teşkil etmiş. Kartal Kalesi’nin şöhreti o kadar yaygınmış ki, pek çok şaire ilham kaynağı olmuş.

Deyr-ul Zaferan Manastırı


Deyrul; ibadet edilen yer, zaferan ise civarda bolca yetişen safran otu anlamına geliyor. Manastır, 4. yüzyılda inşa edilmiş 1600 yıllık bir yapı. Deyr ul Zaferan, Yukarı Mezopotamya’nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından biri ve Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi. Bugünkü Süryanilerin ataları olan ve güneşe tapan Aramiler, M.Ö 2. binden başlayarak 4 bin yıl boyunca burada her güneş doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe kurbanlar sunarlarmış. İsa’dan sonra Hristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar. Manastırın kurulduğu dönemden kalma mozaikler bugün de duruyor. Canlı bir tarih görünümünde olan manastırın en büyük özelliklerinden biri de içinde 52 Süryani patriğinin mezarlarının bulunması.  Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve ilk tıp fakültesinin burada kurulduğu söyleniyor.




Mardin’in 5 km. doğusunda yer alıyor.

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane


1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar

yer alıyor. Patriğin oturma yeri ile İncil vaiz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka bir görünüm sergilemekte.

1895 yılında Antakya Patriği İğnatuos Benham Banni tarafından inşa edilen Patrikhane ise bugün müze olarak hizmet veriyor.


Mardin’in 40 km. doğusunda, Hah Köyü’nde.


Mar Gabriel Manastırı / Deyrülumur


Yerel adı Deyrülumur. Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başında yalnız bir manastır. Süryani Cemaati’nin ünlü ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksekçe bir tepeye kurulmuş. Manastırın temelleri M.S. 397 yılında atılarak kısa sürede tamamlanmış. Değişik tarihlerde manastırın içine ve dışına ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans mozaikleriyle bezeli. Öteki yapıların çoğu 19. yüzyıl tarihli, bazısı yeni. Cumhuriyetten sonra uzun süre terkedilmişsede şimdi kimi çabalarla yeniden canlandırılmış. 


Midyat’ın 18 km. doğusunda yer alıyor.

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi



Türk kültürünün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu Anadolu görülmeye değer güzellikte. Bölgede yer alan tarihi zenginlikler, çok sayıda uygarlığın izlerini taşıyor.

Doğu’da güvenlik sorunlarının giderilmesi, bölgeyi turistlerin rahatlıkla gezebilecekleri ve konaklayabilecekleri bir konuma getirmiş.

Binlerce yıllık medeniyet izleri, bin bir tondaki rengin oluşturduğu kartpostal tadında doğa manzaraları, yöreye özgü coğrafyayla, kültürle örülmüş Doğu’nun sıcak insan dokusu…

Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, Türkiye’nin en eski medeniyet kavimleri Urartulara, Hurrilere, Hititlere kadar uzanan tarih izleri, yüksek dağ sıralarıyla, plato, ova ve gölleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor, kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk Kültürü’nün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş.

Doğu; öyle bir coğrafya ki tarihinde taşıdığı zenginlikleri topraklarına, dağlarına, göllerine ve insanlarına da taşımış. Kimler hüküm sürmemiş ki bu topraklarda yüzyıllar boyu. Her kavim, her uygarlık, tarih sahnesinden çekilirken sadece kimi eserlerini, yapılarını bırakmakla kalmamış yeryüzünün bu parçasına… Kültürünü, alışkanlıklarını, doğayla ilişkisini de armağan bırakmış sonraki nesillere…

Bu bölgedeki tarihi zenginlikler saymakla bitmiyor. Fakat, Doğu; tarihi eserler ve doğa güzellikleri demek değil sadece. İnsan dokusundaki sıcaklıkla, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda hayat bulmuş. Ahlat’taki İslam Mezarlığı’nda, Çifte Minareli Medrese’de, Halime Hatun Kümbeti’nde, Zeugma’da, Hasankeyf’te, Nemrut’ta, Ani’de, Deyrulzaferan Manastırı’nda Akdamar Adası’nda bu izleri görmek mümkün.

Kuzeydoğudaki sınır şehrimiz Kars’ta yer alan Ocaklı (Ani) 10. ve 11. yüzyıldan kalma mimari eserlerin bulunduğu tarihi bir kent, Ermeni Hristiyan inanışınca kutsal kabul ediliyor. 5165 metrelik zirvesiyle Ağrı Dağı, inançlar açısından ayrıca özellik taşıyor. Dini inançlara göre, insan neslinin yok olduğu Tufan’dan sonra Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na oturduğu ve suların çekilmesiyle Nuh’un ve ailesinin dağdan bereketli Iğdır Ovası’na indikleri ve buradan da Anadolu’nun içlerine nehirler boyunca özellikle Fırat ve Dicle nehirleri boyunca nüfusları artarak yayıldıkları söylenegelmiş. Bu inanca göre Iğdır, ikinci insan neslinin çoğalarak dünyaya yayıldığı yer. Görkemli yapısıyla Doğubeyazıt’a yükseklerden bakan İshak Paşa Saray Kompleksi, 17. yüzyıl sonlarında Osmanlılar’ın Bölge Valisi İshak Paşa tarafından yaptırılmış. Van Gölü, Doğu Anadolu’nun güzellikler beldesi. Gölün güneydoğu sahillerinde yer alan Van Kenti aynı zamanda Urartu’ların başkentiydi. M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yapılan Van Kalesi, devrinin canlı bir örneği olarak görülmeye değer bir eser.




Van Kalesi, M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yaptırılmış.


İnsan dokusundaki sıcaklık, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda…