Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi



Türk kültürünün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu Anadolu görülmeye değer güzellikte. Bölgede yer alan tarihi zenginlikler, çok sayıda uygarlığın izlerini taşıyor.

Doğu’da güvenlik sorunlarının giderilmesi, bölgeyi turistlerin rahatlıkla gezebilecekleri ve konaklayabilecekleri bir konuma getirmiş.

Binlerce yıllık medeniyet izleri, bin bir tondaki rengin oluşturduğu kartpostal tadında doğa manzaraları, yöreye özgü coğrafyayla, kültürle örülmüş Doğu’nun sıcak insan dokusu…

Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, Türkiye’nin en eski medeniyet kavimleri Urartulara, Hurrilere, Hititlere kadar uzanan tarih izleri, yüksek dağ sıralarıyla, plato, ova ve gölleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor, kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk Kültürü’nün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş.

Doğu; öyle bir coğrafya ki tarihinde taşıdığı zenginlikleri topraklarına, dağlarına, göllerine ve insanlarına da taşımış. Kimler hüküm sürmemiş ki bu topraklarda yüzyıllar boyu. Her kavim, her uygarlık, tarih sahnesinden çekilirken sadece kimi eserlerini, yapılarını bırakmakla kalmamış yeryüzünün bu parçasına… Kültürünü, alışkanlıklarını, doğayla ilişkisini de armağan bırakmış sonraki nesillere…

Bu bölgedeki tarihi zenginlikler saymakla bitmiyor. Fakat, Doğu; tarihi eserler ve doğa güzellikleri demek değil sadece. İnsan dokusundaki sıcaklıkla, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda hayat bulmuş. Ahlat’taki İslam Mezarlığı’nda, Çifte Minareli Medrese’de, Halime Hatun Kümbeti’nde, Zeugma’da, Hasankeyf’te, Nemrut’ta, Ani’de, Deyrulzaferan Manastırı’nda Akdamar Adası’nda bu izleri görmek mümkün.

Kuzeydoğudaki sınır şehrimiz Kars’ta yer alan Ocaklı (Ani) 10. ve 11. yüzyıldan kalma mimari eserlerin bulunduğu tarihi bir kent, Ermeni Hristiyan inanışınca kutsal kabul ediliyor. 5165 metrelik zirvesiyle Ağrı Dağı, inançlar açısından ayrıca özellik taşıyor. Dini inançlara göre, insan neslinin yok olduğu Tufan’dan sonra Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na oturduğu ve suların çekilmesiyle Nuh’un ve ailesinin dağdan bereketli Iğdır Ovası’na indikleri ve buradan da Anadolu’nun içlerine nehirler boyunca özellikle Fırat ve Dicle nehirleri boyunca nüfusları artarak yayıldıkları söylenegelmiş. Bu inanca göre Iğdır, ikinci insan neslinin çoğalarak dünyaya yayıldığı yer. Görkemli yapısıyla Doğubeyazıt’a yükseklerden bakan İshak Paşa Saray Kompleksi, 17. yüzyıl sonlarında Osmanlılar’ın Bölge Valisi İshak Paşa tarafından yaptırılmış. Van Gölü, Doğu Anadolu’nun güzellikler beldesi. Gölün güneydoğu sahillerinde yer alan Van Kenti aynı zamanda Urartu’ların başkentiydi. M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yapılan Van Kalesi, devrinin canlı bir örneği olarak görülmeye değer bir eser.




Van Kalesi, M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yaptırılmış.


İnsan dokusundaki sıcaklık, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda…

Bitlis

Bitlis

BİTLİS


Süphan Dağı’nın eteklerinde yer alan kent; Nemrut Krater Gölü, Van Gölü, Nazik ve Arin gölleriyle, Ahlat’taki yemyeşil vadileri, Tatvan’daki geniş ovalarıyla görülmeye değer bir coğrafya.




Bitlis, adını Makedonya Kralı Büyük İskender’in (Alexander), şehirdeki kaleyi yaptıran komutanlarından biri olan “Bedlis”ten almış. Tarihi M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te Urartu, Asur, Med, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve  Bizans Dönemleri’ne ait izlere rastlanılıyor.

Türkler’in 11. yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis, Türkler’in Anadolu’ya açılmasında çok önemli bir rol de üstlenmiş. Kent, 1514 yılında Osmanlılar’ın eline geçmiş.

Bitlis, Ahlat’ta Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı yer alıyor. 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor.

Bitlis Büryan kebabı ise yörenin en ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek ancak yaz aylarında yenebiliyor. Bitlis özgün ürünler0 bakımından da ziyaretçilerine oldukça zengin seçenekler sunan bir kent. Halen yapılmakta olan kök boyalı rengarenk kilimlerden, halılardan, toprak çanak-çömleklerden, Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri olan bastonlardan satın alabilirsiniz. Ayrıca Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi, Mutki kara kovan balı ve küp peyniri tadılması gereken yöresel lezzetler.

Ahlat Mezarlığı.

Yemyeşil vadileriyle Ahlat.

Ahlat Mezarlığı

Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.

Bitlis Kalesi

Bitlis merkezindeki çarşının hemen dik yamacında yer alan Bitlis Kalesi M.Ö. 312 tarihinde Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından inşa ettirilmiş. Kale torakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değil. Ancak  tepede olağanüstü güzellikteki manzarayı kaçırmayın.

Nemrut Krater Gölü,3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri

Bitlis’in kuzeyinde, Tatvan ilçesi sınırları içerisinde yer alan ve yüksekliği 2935 m. olan Nemrut Dağı, volkanik bir dağ. Bir doğa harikası olan Nemrut Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turistin gözdesi. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde büyükçe iki göl var. Biri soğuk, diğeri sıcak. Toprak bir yol sıcak gölün kıyısına kadar iniyor. 3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak. Binlerce yıl önce patlamış, su giderini tıkayarak Van Gölü’nün oluşmasına sebep olmuş. Esas ilginç olan kraterin kenarı. Tam sırtta araçtan inip zirveye kadar yürümek mümkün:  Sadece 20 dakika. Doğuda Van gölü, Batıda Krater gölü ayaklar altında. Dolunay zamanı, güneş batarken ay doğuyor.

Nemrut Krater Gölü 3000 metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri

İlk olarak IV. zamanda ve son olarak da 1440 yılında püsküren yanardağın soğumasından sonra oluşan Nemrut Krater Gölü, bir doğa harikası. Türkiye’nin en büyük krater gölü olan Nemrut; efsanesi, volkanik yapısı, buhar tedavisi ve muhteşem görüntüsüyle 3050 metre yükseklikte keşfedilmeyi bekliyor.

Tatvan

Van Gölü havzasının yeni turizm merkezi olan Tatvan, Bitlis’e 27 km. uzaklıkta. Hurrilerden bugüne kadar yerleşime sahne olmuş Tatvan sınırları içinde çok sayıda tarihi eser yer alıyor. Van Gölü kıyısında kurulu olduğu yer aynı zamanda doğal bir liman olma özelliğine sahip. Van Gölü üzerinden feribotla ulaşmak da mümkün.

İhlasiye Medresesi

1216 yılında Selçuklular tarafından yaptırılan medrese Bitlis’in simgesi. Osmanlı Dönemi’nde üniversite görevini yapan medrese, klasik Selçuklu üslubunun en seçkin örneklerinden.

Göçerler

Yaz mevsiminin sıcak günlerinde Bitlis’in yüksek yaylalarına çıktığınızda, kara kıl çadırlarının içinde, hayvanlarıyla birlikte rengarenk bir yaşam süren Göçer aşiretlerini görürsünüz.

Onlar on binlerce yıldan beri gelenek ve göreneklerini sürdüren ve dünyadaki gelişmelere inat varlıklarını koruyabilen geçmişin canlı tanıkları.

Bitlis’in yüksek yaylaları Göçer aşiretlere ev sahipliği yapıyor.

Malatya

Malatya

MALATYA


Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, coğrafi konumu, tarihi kervan yollarının – ünlü Kral Yolu ve İpek Yolu – üzerinde bulunması ve sahip olduğu zengin su kaynakları nedeniyle, Neolitik Çağ’dan bu yana yerleşimlere sahne olmuş.


Bugünkü Malatya’dan önce kurulmuş, M.Ö. 1000’li yıllarda Hititler’e başkentlik yapmış olan Aslantepe (7 km.) ve eski bir Melitene kenti olan Battalgazi’yi (9 km) ziyaret etmenizi öneririz. Kentin merkezinde bulunan 13. yüzyıl tarihli Ulu Camii, Selçuklu mimarisinin mükemmel bir örneğini teşkil eder. Roma İmparatoru Justinianus zamanında tamamlanan Eski Malatya Kalesi, sert kayalar üzerine inşa edilmiş Arapgir Kalesi, Doğanşehir’deki beşgen formlu Doğanşehir Kalesi kentin tarihi zenginlikleri.

Malatya’yı çevreleyen bölgede gezilebilecek pek çok yer de mevcut. Sultansuyu’nda, sadece safkan Arap atlarını izlemekle kalmaz, ayrıca bu büyüleyici yer yakınındaki Sultansuyu Barajı’nın oluşturduğu göl kenarında uzun yürüyüşler de yapabilirsiniz.

Aynı zamanda Türkiye’nin kayısı yetiştirme merkezi olan Malatya’da, çok lezzetli kayısıların yanı sıra diğer taze ve kuru meyvelerle de karşılaşacaksınız. Lezzetli bir damak tadına sahip olan Malatya mutfağında etin ve bulgurun önemli bir yeri var. Çoğunlukla bulgur ve diğer malzemelerin karışımıyla yapılan 70 tür köfte bulunuyor. Bulgur, fasulye yaprağı, kiraz, ayva, üzüm ve dut yaprağı ile yapılan sarmalarda da kullanılıyor. Yerel mutfağın gözde yemeklerinden kağıt kebabı ve içli köftenin tadına bir de Malatya’da bakmayı ihmal etmeyin.

Sofra bezi, perde, yazma gibi ahşap kalıplarla ve baskı tekniği ile süslenmiş dokumalar; halılar, canlı ve renkli olan kilimler, cicim; dövme, çekme, germe gibi yöntemlerle yapılan bakır mutfak eşyaları; ahşaptan yapılan ve “güm güm” denen yayıklar, çıkrıklar, kaşıklar Malatya’dan alınabilecek özgün hediyelik eşyalardan bazıları.

Gürpınar Şelalesi

Eski Arapgir Kalesi

Sert kayalar üzerine inşa edilmiş kalenin temel kısımları blok taştan, diğer kısımları ise kesme taştan yapılmış. Anadolu Selçuklular Dönemi eseri.

Eski Malatya Kalesi

Eski Malatya’da  yer alan Kale, geniş bir alanı kaplar. Yapımına Roma İmparatoru I. Titus zamanında başlanmış. Daha sonra Bizans İmparatoru Justinianus (522-565) zamanında son halini almış.

Cicim, dövme gibi yöntemlerle yapılan bakır mutfak eşyaları Malatya’ya özgü el sanatlarından.

Bedesten

Eski Darende ilçesinde yer alan dikdörtgen bir yapı. İki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde karşılıklı altı dükkan, ikinci bölümde ise dokuz dükkan yer alıyor.

Bedesten

Van

Van

VAN

Van Gölü, Doğu’nun denizi olarak anılıyor. Gerçekten de 3765 kilometrekarelik yüzölçümü ile küçük bir deniz.


Van; Akdamar Kilisesi, “kaleler kenti” olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü kedisi, Van Gölü ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile Doğu’nun en önemli turizm merkezlerinden biri.




Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir konuma sahip olduğu için çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olarak birçok uygarlığın izlerini üzerinde barındırmış. Urartu Medeniyeti’ne başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler, Hititler, Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültürü bağrında taşımış.

Van bölgesi göller bakımından da önemli bir bölge. İrili ufaklı birçok gölden başka Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü de bu bölgede yer alıyor. Ayrıca Van’a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile hoş görünümlü Edremit, yeşillikler arasında doğal plajları ile Gevaş, Van’a 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği yerde bir vadi içerisinde ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile Van Gölü’nün sahilinde Süphan Dağı karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik gezilecek yerlerden.

Murtuğa (kahvaltılık), cacık (kahvaltılık), ilitme, ekşili, senseger gibi yemek türlerinin yanı sıra Van otlu peyniri yöreye özgü lezzetlerden. Ayrıca, Van gölünden çıkarılan Van balığının (inci kefali) tadına mutlaka bakmalısınız. Hala geleneksel yaşamın önemli bir parçası olarak, Van’da kadınlar, mavi, kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade kilimler dokuyor. Kentteki galerilerden bu halı ve kilimlerden satın alabilirsiniz.

Hüsrev Paşa Camii

Bir tür olarak koruma altına alınan egzotik Van kedisi sık beyaz tüyleri ve biri mavi, diğeri yeşil olan gözleri ile ünlü.

Van Gölü

Van iline adını veren Van Gölü  Türkiye’nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3765 km2). Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Akdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş Adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi  ve Yukarı Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adını da almış. Sabunsuz köpük veren Van Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır yıkar. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.

Her mevsim, her saatte farklı bir renk alan, gündoğumu ve günbatımının muhteşem olduğu gölde bol bol fotoğraf çekmenizi öneririz.

Akdamar Adası

Van Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900’lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise, taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin.

İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahnelerin bulunduğu kilise duvarlarında Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri yer alıyor. Zengin hayvan, asma sarmaşıkları ve çeşitli figürler görmek mümkün. Akdamar Adası’na Gevaş iskelesinden motorlar çalışıyor.

Akdamar Kilisesi’nden duvar detayları.

Edremit

Van’a 18 km. uzaklıktaki Edremit, Van Gölü’nün Güney-Güneydoğu kıyı şeridi boyunca uzanıp masmavi gölün önünde bir yeşil örtü gibi duruyor. Tarihi Dukaya Höyüğü, Urartular döneminden kalma Hatti Çiviler (Çivi Yazıları), Kadenbastı mevkiinde Kız Damı (Dev Damı) Surlar ve Savacak Şelalesi, yine Elmalık mahallesinde bulunan Hazine Piri (Hazine Kapısı), Harbedar (Harebe Köyü) görülmeye değer yerler.

Çarpanak Adası

Çarpanak Adası, Van Gölü’nün kuzeydoğusunda bulunuyor. Adada yer alan Ctouts Manastırı, bir efsaneye göre (Kutsal Haç, Saint Hripsime, Saint Gregorie, Saint Jean) dörtlü koruyucu için yapılmış. Manastırda bir kilise, bir melek şapeli, kütüphane, misafirhane, keşiş odaları ve mezarlıklar yer alıyor. 1918 yılında terk edilen manastırın kilisesi görülebilir durumda.

Çarpanak Adası, tarihi eserlerinin yanı sıra kuş göç yollarının da Anadolu’daki son durağı. Ada aynı zamanda martı üreme merkezi. Nisan ve mayıs aylarındaki kuş çeşitliliğini izlemek üzere dünyanın dört bir yanından kuş gözlemcileri adaya geliyor. 

Halime Hatun Kümbeti

Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında Karakoyunlular tarafından yapılmış. Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut. 14. yüzyıl ile 17. yüzyılları arasında kullanıldığı sanılan mezarlıktaki mezar taşları sıra dışı.

Halime Hatun Kümbeti, bölgeyi ziyaret eden turistlerin en çok ilgi gösterdikleri yerlerden biri.

Ah Tamara!

Eski çağlarda Akdamar Adası’nda yaşayan keşişler, adaya kimsenin çıkmasına izin vermez, kendi küçük kapalı topluluklarında bir arada yaşarlarmış. Adanın ahalisi arasında güzelliği dillere destan Tamara adında bir de kız yaşarmış. Ada çevresindeki köylerden bir genç, bir gün çok merak ettiği adaya yüzerek ulaşmış ulaşmasına ama Tamara’yı görünce yıldırım çarpmışa dönmüş. Tamara da aynı duyguları besleyince iki genç birbirine aşık olmuş. Tamara fenerle delikanlıya işaret verip, ışığa doğru yüzerek adaya ulaşmasına sağlıyor ve iki genç gizlice buluşuyorlarmış. Bu aşk böylece sürüp giderken Tamara’nın arkadaşı, baş keşişin kızı biraz da kıskançlıktan Tamara’nın sırrını babasına söyleyivermiş. O gece gölde tehlikeli bir fırtına çıkmış. Gölü tehlikeli gören Tamara sevgilisine fener yakıp, haber vermemiş. Baş keşiş de fırsatı kaçırmamış ve kıyıya yaklaşıp bir fener yakmış. İşareti gören genç atlamış suya. Genç fenere doğru kulaç atar, keşiş feneri adanın etrafında döndürür dururmuş. Sabaha kadar dönüp durmuşlar. Genç yorgunluktan bitap düşmüş, dalgalarla mücadele edemez olmuş ve dibe doğru giderken “Ah Tamara!” diye bağırmış. Çığlığı duyan Tamara koşmuş bakmış ki sevdiği yitip gidiyor dalgaların arasında. Durumu anlayınca o da kaldırıp atmış kendini sulara. İki sevgilinin cansız bedenleri Van Gölü’nün dalgalarında birbirine kavuşmuş. Adaya o günden sonra “Ah Tamara” denmeye başlanmış, zamanla Akdamar’a dönüşmüş.

Adır Kilisesi

Van Gölü üzerindeki Adır Adası’nda yer alan Adır Kilisesi 1305 yılına tarihlendiriliyor. Daha sonra 1621 yılında, yapıya Aziz Georges Kilisesi eklenmiş. Van İskelesi’nden kiralanacak teknelerle adaya

ve kiliseye ulaşabilirsiniz.

Saint Thomas Manastır Kilisesi

Manastır, Altınsaç Köyü’nün 5 km. kuzeybatısında Van Gölü’ne bakan bir vadinin yamacına kurulmuş. Havarilerden Aziz Thomas’a ait kutsal eşyaların saklanması amacıyla yapılan manastır, 18. yüzyıl sonlarında yağmalanmış.

Van Kalesi

Şehir merkezine 5 km. uzaklıktaki Van Kalesi, Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. M.Ö. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu I. Sarduri tarafından yaptırılmış.

Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri’ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor. Kalenin diğer önemli bir yapısı, I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen yakınındaki kaya üzerinde bulunan Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan “Horhor Yazıtları”. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin açık hava tapınağı (Analı-Kız), Kale içinde Menau ve Sarduri’ye ait mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar bulunuyor. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları mevcut.

Urartu kalelerinin en görkemlilerinden biri olan Van Kalesi M.Ö. 9. yüzyıla tarihlendiriliyor.

Hoşap Kalesi

Van-Hakkari Karayolu´nun 60’ıncı kilometresindeki kale, Urartular döneminde yapılmış, daha sonra Mahmudi beylerinden Sarı Süleyman tarafından 1649´da sağlamlaştırılmış. Gözetleme kulesi, surları, burçları, beden duvarları, mescit, fırın, zindan seyir köşkü, harem, selamlık ve orijinal demir kapı kanatları kalenin önemli yapıları.

Kalenin girişindeki damla şeklindeki armanın her iki tarafında zincire bağlı aslan kabartması bulunuyor.

Urartular döneminde yapılan Hoşap Kalesi, kapısındaki aslan kabartmaları ile dikkat çekiyor. 

Süphan Dağı

Sönmüş bir volkan olan Süphan Dağı (4058 m.), Anadolu’nun üçüncü yüksek doruğu. Zirve bir örtü buzulu ile kaplı. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan Dağı’nda tırmanış için en uygun zaman yaz ayları. Tırmanış, sırasında Van Gölü her an birbirinden değişik ve güzel görüntüler sunar.

Doruk tırmanışı için ilk durak Aydınlar Köyü. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve 2500 m. yükseklikte Şekerpınarı ya da Süphan yaylasındaki kampın ardından doruğa 8-10 saatlik tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alıyor.

Çavuştepe

Van´ın 26 km. güneydoğusundaki Çavuştepe Kalesi´ni Urartu Kralı II. Sarduri kurmuş. Yapı, Yukarı Kale ve Aşağı Kale olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Yukarı Kalede Haldi Tapınağı, Aşağı Kalede depo binaları, saray, mahzenler ve Urartu tanrısı İrmusi´nin tapınağı bulunuyor. 

Süphan Dağı

Doğu Anadolu’da Van gölünün kuzeyinde Adilcevaz – Erçiş ve Patnos arasında yükselen Süphan Dağı, sönmüş bir volkan. 4058 metrelik yükseltisiyle heybetli zirvesi buzul bir örtü ile kaplı. Aynı zamanda Anadolu’nun üçüncü yüksek doruğu olan Süphan Dağı’na tırmanmak için en uygun  zaman Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan’a doruk tırmanışı Aydınlar köyünden başlıyor. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve 2500 m. yükseklikte Şekerpınarı ya da Süphan yaylasında kamp kurulup, doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alıyor.

Urartu Sulama Kanalları

Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu II. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700’de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiş. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma dönemine ait.

Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu II. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700’de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiş. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma dönemine ait.

Kavunun Anavatanı

Rus bilgini Shutavsky’ye göre kavunun anavatanı Van. 16. yüzyılda İtalya’ya gönderilen ve Papa Cantaluppi’nin çiftliğinde yetiştirilmesi sebebiyle “Cantalup” adıyla ünlü olan turuncu renkli, ince kabuklu, ananas kokulu kavunun ilk kez Van’da yetiştiği iddia ediliyor.

Muradiye Şelalesi

Van-Doğubeyazıt yolu üzerinde bulunan Muradiye Şelalesi, dinlenme tesisleri ve mükemmel manzarası ile bölge halkının sık sık ziyaret ettiği bir doğa harikası.

Muradiye Şelalesi bölge halkının en çok ziyaret ettiği mesire yeri.

Ağrı Ararat

Ağrı Ararat

AĞRI ARARAT

Başta Tevrat olmak üzere pek çok din ve kültürde sözü edilen Tufan olayında Nuh’un kullandığı geminin burada olduğu düşünülmesine rağmen kalıntılarını bulma çalışmaları başarıya ulaşamamış. Kimi kazılarda bulunduğu iddia edilen gemi kalıntıları ise akademik çevrelerce kabul edilmiyor. Adem ile Havva’nın yaşadığı Erem Bahçelerinin, dağın kuzeyinde bulunan Aras Vadisinde bulunduğu da yörede anlatılan efsaneler arasında yer alıyor.

1650 metre yüksekliğindeki bir yaylada yer alan Ağrı, adını yanında heybetle yükselen dağdan almış. Türkiye’ye en yüksekten bakabileceğiniz, doğuya açılan kapı Ağrı, tarih boyunca çok sayıda kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış.




Ağrı, yazın dağcılık ve doğa yürüyüşüne, kış mevsiminde kayak sporuna elverişli parkurlara sahip efsanevi dağı ile doğunun turizm merkezleri arasında yer alıyor.

Kuzeydoğuda sevimli Balık Gölü etrafına sıralanmış balık restoranları ve yerel yemeklerin sunulduğu lokantalar yer alıyor. Termal kaynakları her yere serpilmiş durumda. Doğubeyazıt’tan sadece 6 km. uzaklıktaki görkemli İshak Paşa Sarayı’nı mutlaka görmelisiniz. İlin Osmanlı valisi İshak Paşa, sarayı 17. yüzyılın karışık bir mimari tarzı ile yaptırmış. Civarda, bir Urartiyan kral rölyefi ve M.Ö. 9. yüzyıldan kalma kaya mezarı görülmeye değer diğer yerler…

Doğubeyazıt yakınında, Türkiye’nin en görkemli doğa anıtı, Ağrı Dağı (5165 m.) yükseliyor. Nuh’un gemisinin battığı sanılan yeri görmek için dağ çıkışını Doğubeyazıt’ın 25 km. doğusundaki Üzengili köyünden başlatmak gerekiyor.

Ayrıca Nuh’un karısının gemide kalan son yemek kalıntılarıyla yaptığı varsayılan aşureyi, Ağrı’nın yerel tatlısı olarak tatmayı sakın unutmayın.

Kimi çevrelerce Nuh’un Gemisi kalıntıları olduğu iddia edilen buluntuların arkeolojik açıdan değeri yok.

Nuh’un Gemisi

İncil ve Tevrat’ta da adı geçen dağa, turizm açısından önemli bir konum kazandıran yaygın inanca göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamış. Tanrı, insanlara bir ders vermek amacı ile Nuh’a bir gemi yapmasını emretmiş. 300 arşın boyunda, 50 arşın genişliğinde ve 30 arşın yüksekliğinde yapılacak gemiye, Nuh Peygamber, eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile birlikte yeryüzünde bulunan bütün canlı türlerinden 7 erkek, 7 dişi, sürüngenlerden 2 erkek, 2 dişi, yeterli yiyecek de alarak binecekmiş. Nuh Peygamber, Tanrının emri doğrultusunda gemiyi yapmış ve canlılarla beraber gemiye binmiş. 7 gün sonra 40 gün 40 gece süren tufan sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar yok olmuş. Suların çekilmesi ile gemi, Ağrı Dağı’na oturmuş ve içindeki canlılar sevinçle gemiden ayrılarak yeryüzüne dağılmışlar. Bu yönüyle dini açıdan çok özel olan dağ, düz bir arazide aniden yeryüzünden göğe doğru yükselen heybetli görünümü, yazın bile karlı dorukları, bitki örtüsü ve barındırdığı hayvan türleri ile son derece etkileyici.

Nuh Tufanı söylencesine konu olan Ağrı Dağı dini açıdan çok özel bir dağ.

Buz Mağarası 

Ağrı Dağı’nın eteklerinde yer alan Telçeker kasabasına yakın Buz mağarası dikit ve sarkıtları ile ilgi çekici bir mağara. Mağaraya günlük turlar düzenleniyor.

Ağrı Dağı          

Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5165 m.) jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh’un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağ. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağı’nın farklı dillerde birçok ismi mevcut. Başlıcaları, Ararat, Kuh-i Nuh, Cebel ül Haris… Marco Polo’nun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Dağ’a ilk tırmanışı, kayıtlara göre 9 Ekim 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat gerçekleştirmiş.

Vali Azlettiren Saray

İshak Paşa Sarayı

1789’da vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın Doğu Bayazıt’da bir tepe üzerinde yaptırdığı saray, 360’ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2’lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. “U” şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binaların mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim.

Girişteki taç kapıda Selçuklu etkisi görülüyor. Söylentiye göre kapı kanatları altındanmış fakat Ruslar alıp götürmüşler. Kapıdan birinci iç avluya girildiğinde eskiden var olan hizmet binaları bugün yıkık durumda. İkinci avluya gene bir taç kapıdan giriliyor. Avlunun sol tarafında görülecek herhangi bir yapı kalmamış. Her şey yıkılmış. Sağ tarafta selamlık daireleri bulunuyor. Ovaya bakan odalarda şömineler var. Selamlığın cumbalı köşkünün işlemeli ahşap konsolları görülmeye değer güzellikte. Avlunun batısındaki çok süslü yüksek kapıdan harem kısmına giriliyor. Mutfak, hamam, kiler gibi yapılar burada bulunuyor. Harem dairesinin odaları dikdörtgen planlı ve şömineli ısıtma sistemine sahip.

İshak Paşa Camii, sarayın ikinci avlusunda, harem ile selamlık daireleri arasında yer alıyor. Cami, kubbesi ve minaresi ile bütün saraya hakim bir konumda yer alıyor. Caminin kıble tarafında dış duvarlarının hemen kenarına inşa edilmiş olan sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğine uygun olarak iki katlı. Dıştan tamamen (kubbe dahil) kesme taştan yapılmış cami ve türbelerin pencere kenarları ve bazı yüzeyleri ağaç ve çiçek tasvir eden Rokoko tarzı işlemelerle süslenmiş.

İshak Paşa’nın bir vali için fazla ihtişamlı olan sarayı yüzünden başının derde girdiği söylenir. Vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisiyken azledilip Hasankale’ye sürülmüş. Söylentiye göre Paşa’nın burada misafir ettiği İran elçisinin yolu Topkapı Sarayı’na düşünce, Padişaha İshak Paşa’nın sarayının daha görkemli olduğunu söylemesi üzerine azledilmiş.

İshak Paşa Sarayı, barok ve rokoko tarzının iç içe geçtiği, yer yer Selçuklu etkileri ve yerel motifler de taşıyan tipik bir Osmanlı saray örneği.

Erzurum

Erzurum

ERZURUM



Erzurum’un M.Ö. 4900 yıllarında kurulduğu tahmin ediliyor. Erzurum’u da içine alan bölge tarih boyunca Urartular, Kimmerler, İskitler, Medler, Persler, Parftlar, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Bizanslılar, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler gibi çok çeşitli kavim ve medeniyetler tarafından yönetilmiş.




Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük kenti olan Erzurum oldukça eski bir yerleşim birimi. Palandöken Dağı eteklerinde kurulu olan kent son yıllarda kış turizminin en önemli merkezlerinden biri halini aldı. Erzurum adı, “Azzi”, “Erzen” (Darı), “Arze” ve özellikle Müslüman Araplar’ın “Erzenu’r Rûm” (Erzen-i Rum) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve tarihi bir şehirden geliyor.

Anadolu’nun en eski devletlerinden biri olan Hititler’in sınır bölgesinde bulunan Erzurum, tarihi göç ve istila yolları üzerinde yer aldığından pek çok kültüre sahne olmuş.

Şehre hakim bir noktada yer alan Osmanlı yapısı Erzurum iç kalesini, kente yolunuz düştüğünde ziyaret edebilirsiniz. Rus işgalleri sırasında çok tahrip olan yapının güneybatı köşesinde ve kalenin eski kapısının bitişiğinde yer alan ve Saat Kulesi olarak bilinen Tepsi Minare yer alıyor.1179 yılında yapılan Ulu Cami, yedi geniş avlusu ile benzeri olmayan bir mimariye sahip.

Kentin en önemli eserlerinden Çifte Minareli Medrese ise, avlulu, 2 katlı, 4 eyvanlı medrese türünün en anıtsal örneklerinden.

Kuzey cephesine hakim taç kapısı başlı başına bir sanat ürünü. 13. yüzyıl başında İlhanlılar tarafından yaptırılmış olan Çifte Minareli Medrese’nin arkasında Üç Kümbetler yer alıyor ki, bunların en ünlüsü Emir Saltuk’a ait olanı. 13. yüzyıl Hatuniye Türbesi Sultan Alaettin Keykubat’ın kızı için yapılmış. Yine 13. yüzyılın bol kiremitli Yakutiye Medresesi Selçuklu mimarisinin başka bir yüzünü yansıtıyor.

Erzurum’dan Artvin ve Karadeniz yönünde 120 km. uzaklıktaki cam gibi parlak bir görünümü olan Tortum Gölü civarına Türkiye’nin en sakin yöresi denilebilir. Gölün Kuzey ucunda, 47 metreden düşen Tortum Çağlayanı’nı görmenizi öneririz.

Kenti gezerken, mücevheratçılıkta kullanılan Erzurum Oltu Taşı (siyah taşı) görmemek mümkün değil. Taşhan’ın (Rüstem Paşa Kervansarayı) üst katındaki dükkanlarda bu taşları ve bu taşlardan hazırlanmış takıların her türünü görebilirsiniz.

Tortum Gölü.

Çifte Minareli Medrese

Çifte Minareli Medrese, oyma taşlı kapısı ve görkemli çifte0 minaresi ile büyüleyici etkiye sahip. Anadolu Selçuklu mimari geleneğinde açık avlulu, iki katlı ve iki minareli eğitim kurumu olan Çifte Minareli Medrese, Anadolu’nun en büyük medresesi.

Oltu Kilisesi, Erzurum.

Geleneksel Türk sporlarından biri olan cirit, yörenin en sevilen etkinliklerinden biri.

Üç Kümbetler

Üç Kümbetler.

Üç Kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olan kümbetin Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılıyor. Tamamiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmiyor. Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul ediliyor.

Yakutiye Medresesi

Hoca Celaleddin Yakut tarafından M.S. 1310 yılında inşa edilmiş. İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biri. İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor.

Yakutiye Medresesi.

Erzurum Kalesi

Kale, Erzurum’a 79 km. uzaklıktaki tarihi İpek Yolu üzerinde yer alıyor. İlk inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslılar tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.

Erzurum Kalesi.

Tortum Çağlayanı

Tortum Gölü’nün son kısmında, Tortum Çayı’nın 48 m. yüksekten düşmesiyle oluşan çağlayan, dünyanın en büyük çağlayanlarından biri olarak kabul ediliyor. Vadideki bir dağın heyelan sonucu çayın önünü kapatmasıyla meydana gelen çağlayan, Erzurum’a 120 km. uzaklıkta.

Tortum Çağlayanı.

Çobanderesi Köprüsü

Trekking

Erzurum’un kuzeyinde yer alan Dumlu Dağları üzerinde günübirlik doğa yürüyüşleri yapmak mümkün. Bu yürüyüş rotasında üç saatlik bir yürüyüşle Fırat Nehri’nin önemli kollarından biri olan Karasu’nun kaynağı durumundaki soğuk su gözesine ulaşabilirsiniz, ayrıca Palandöken Dağları da yürüyüş için son derece uygun güzergahlara sahip.

Çoruh Nehri

Bayburt’ta doğan ve Erzurum’un İspir ilçesi sınırlarından geçip Artvin’in Yusufeli ilçesine uzanan, oradan da Batum’a vararak Karadeniz’e dökülen 466 km. uzunluğundaki Çoruh Nehri, rafting sporu yapmak isteyenlerin uğrak yeri. El değmemiş bakir güzellikleri ve doğal yapısıyla raftingçilerin gözde merkezlerinden biri olan Çoruh Nehri, özellikle yaz aylarında yabancı sporcuların akınına uğruyor. Suyu en hızlı akan nehirlerimizin başında gelen Çoruh’ta  1993 Dünya Rafting Şampiyonası da yapılmıştı.

Çoruh Nehri’ne Erzurum’un güneybatısına düşen İspir ilçesine her gün şehir merkezinden kalkan otobüsler ile ortalama 3-4 saatte ulaşmak, sarp vadiler arasında kamp kurarak, rafting yapmak mümkün.

Palandöken Dağları

Uluslararası standartlara uygun bir kış tatil merkezi olan Palandöken’e Erzurum havaalanından 15 dakikada ulaşılıyor. Ülkemizdeki en uzun kayak pistine sahip Palandöken’de Ejder Pisti’nin başlangıç noktası 3100 metre, bitiş noktası ise 2200 metre, uzunluğu da 7200 metredir. Bu pistlerden çeşitli pistlerle bağlantılı ve çeşitli zorluk derecelerinde toplam 20.000 metre kayma olanağı bulunuyor. Kayak sezonunun oldukça uzun olduğu Palandöken dağlarında kasım ayından mayıs sonlarına kadar kış sporu yapmak mümkün. Öyle ki kimi zaman haziran ayında bile kayak yapılabiliyor.