Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi




Çifte Minareli Medrese


Çifte Minareli Medrese, oyma taşlı kapısı ve görkemli çift minaresi ile büyüleyici etkiye sahip. Anadolu Selçuklu Mimari geleneğinde açık avlulu, iki katlı ve iki minareli eğitim kurumu olan Çifte Minareli Medrese, Anadolu’nun en büyük medresesi.




Erzurum.

Üç Kümbetler


Üç Kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olan kümbetin Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılıyor. Tamimiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmiyor. Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul ediliyor.

Erzurum.

Ani Harabeleri


Ani, Hristiyan Ermeni inanışınca kutsal sayılıyor. Şehirde, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana hatta iç içe duruyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, X. yüzyılda Bagrat oğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Kentin merkezindeki Ani Katedrali en büyük eserlerden birisi. 1001 yılında Yunan haçı planında yapılmış olan katedral 1064’de Alparslan tarafından camiye çevrilmiş. Doğu yönünde Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents’in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi bulunuyor. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumda. 1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise diye de biliniyor. 1038’de yapılan Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi’nden günümüze pek bir şey ulaşamamış. Kuzeybatı tarafında aynı adı taşıyan üç kilise bulunuyor. Bunlardan Surp Kirkor Abugamrents Kilisesi 994’de yapılmış ve Aziz Kirkor Lusaroviç’e adanmış. Kentin ortasındaki kervansarayın ise ancak kalıntısı günümüze kadar gelebilmiş. Ani merkezinde yer alan Meryem Ana Katedrali’nin inşaatına 939 yılında II. Simbat döneminde başlanmış ve 1001 yılında I. Gagik’in eşi Katramida tarafından tamamlanmış. 1072 yılında Ani emiri Menuçehr tarafından yaptırılan Menuçehr Camii, Selçukluların Anadolu’da inşa ettikleri ilk cami. Ani ören yerinin kuzeybatı ucunda dik bir yamaçta Sultan Sarayı bulunuyor. Beş katlı olarak inşa edilmiş binanın üst katları yıkılmış. Ön yüzünün mozaik işlemeleri ise hala görülebiliyor.




Ani Harabeleri Kars’a 48 km. uzaklıkta Ocaklı Köyü yakınlarında yer alıyor.

İshak Paşa Sarayı


1789’da vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın yaptırdığı saray, 360’ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2’lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. “U” şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binalarının mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim. Girişteki taç kapıda Selçuklu etkisi görülüyor. Söylentiye göre kapı kanatları altındanmış fakat Ruslar alıp götürmüşler. Kapıdan birinci iç avluya girildiğinde eskiden var olan hizmet binaları bugün yıkık durumda. İkinci avluya gene bir taç kapıdan giriliyor. Avlunun sol tarafında görülecek herhangi bir yapı kalmamış. Sağ tarafta selamlık daireleri bulunuyor. Selamlığın cumbalı köşkünün işlemeli ahşap konsolları görülmeye değer güzellikte. Avlunun batısındaki çok süslü yüksek kapıdan harem kısmına giriliyor. Mutfak, hamam, kiler gibi yapıları burada bulunuyor. Harem dairesinin odaları dikdörtgen planlı ve şömineli ısıtma sistemine sahip.

İshak Paşa’nın bir vali için fazla ihtişamlı olan sarayı yüzünden başının derde girdiği söylenir. Vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisiyken azledilip Hasankale’ye sürülmüş. Söylentiye göre Paşa’nın burada misafir ettiği İran elçisinin yolu Topkapı Sarayı’na düşünce, Padişaha İshak Paşa sarayının daha görkemli olduğunu söylemesi üzerine azledilmiş.

Ahlat Mezarlığı


Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıllara ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.



Van Kalesi


Van Kalesi, Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. MÖ. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu I. Sarduri tarafından yaptırılmış. Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri’ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor. Kalenin diğer önemli bir yapısı,      I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen yakınındaki kaya üzerinde bulunan Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan “Horhor Yazıtları”. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin açık hava tapınağı (Analı-Kız), kale içinde Menau ve Sarduri’ ye ait mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar bulunuyor. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları mevcut.


Şehir merkezine 5 km. uzaklıkta.


Akdamar Kilisesi

Van Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900’lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise, taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin. Bunun yanında, İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahneler bulunuyor. Kilise duvarlarında Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, aslan ininde Daniel sahneleri yer alıyor. Zengin hayvan, asma sarmaşıkları ve çeşitli figürleri görmek mümkün.


Akdamar Adası. Gevaş iskelesinden kalkan motorlarla ulaşabilirsiniz.

Yesemek Açıkhava Müzesi


Yaklaşık 100.000 metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi’nin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığının açıklandığı Yesemek Açıkhava Müzesi, dünyanın ilk heykel atölyelerinden. Bütün evrelere ait yontu taslaklarını Açık Hava Müzesinde görmek mümkün. Yesemek Açık Hava Müzesi’nde 300’ün üzerinde yontu taslağı sergileniyor. Koleksiyon; sfenskler, aslanlar, dağ tanrıları, savaş arabaları, karışık yaratıklar ve çeşitli mimari parçalardan oluşuyor.

Yesemek.

Karkamış Harabeleri


Mezopotamya havzasının orta bölümünde yer alan Karkamış, antik çağda doğunun önemli bir sanat ve kültür merkeziymiş. Gılgamış Destanında, Geç Hitit döneminde antik şehrin kalıntıları üzerinde kurulduğu tasvir edilen yörede, bugün iç ve dış şehir surları, tapınaklar ve ev kalıntıları göze çarpıyor. Karkamış harabeleri halen Suriye-Türkiye sınırının sıfır noktasında yer alıyor. Ayrıca Karkamış’da 10’a yakın höyük bulunuyor.


Gaziantep’e 75 km. uzaklıkta yer alıyor.

Rumkale-Hromgla


Rumkale-Hromgla bir kale şehir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşime açık olduğu, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.Ö. 855’de ele geçirildiği sanılıyor. Fırat ve Merzimen’in kıyısından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir kapı geçidi ile kale şehre giriliyor. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşıyor. En ilginç kalıntı, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı inen ve Fırat seviyesinin altına kadar giderek su ihtiyacını karşılayan su arkı. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla’nın önemli bir merkez olduğu ve hâvarilerden Yohannes’in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil’in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut’a kaçırıldığı sanılıyor. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe olmayan kalede sivil öğelerden çok askeri karakter hissediliyor.


Gaziantep’in 25 km. doğusunda, Fırat Nehri ile Merzimen Çayının birleştiği noktada sarp kayalıkların üzerinde yükseliyor.

Zeugma


Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz yerleşime sahne olan bu antik kent,  Fırat Irmağı’nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde yer alıyor. Zaten “Zeugma” adı da “köprübaşı” veya “geçit yeri” anlamını taşıyor. Günümüzde kentin üzeri 3-4 metrelik toprakla kaplı. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan antik kentin 1/3’ü, su tutulması nedeniyle Birecik Barajı göl alanı altında kalacak…

M.S. 2. yüzyılda en görkemli günlerini yaşayan Zeugma, Roma İmparatorluğu’nun en büyük 4 kentinden biriymiş. 4.Lejyon bölgesi karargahının bulunması nedeniyle yüksek rütbeli subayların ikamet ettiği, stratejik avantajları nedeniyle zengin tüccarların yaşadığı Zeugma gerçekten de önemli bir yerleşim. Ne var ki daha sonraları savaşlar ve doğal afetlerle bu görkemli kent yok olmuş ve kalıntıları da toprak altında kalmış.


Mozaikler Kenti Zeugma   


Zeugma’nın asıl önemi, kazılarla ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaikler. Sadece A bölgesi kazılarında gün ışığına çıkarılan mozaiklerin alanının 1000 metrekareyi bulması, Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarıyor. Yolların kesişme noktasında bulunması ve ticaret ve garnizon kenti olması Zeugma’yı sanatçıların gözünde çekici yapmış. Böylelikle sanatçılar, kentte, günümüzde olaylar yaratan mozaikler, freskler ve heykeller bırakmışlar. Zeugma’daki villa tipi yerleşimler, Fırat kıyısından başlayan bir tahta köprünün, batı yönünde yaklaşık 300- 350 metre yüksekliğindeki Belkıs Tepesi’nin üstündeki Akropolis’in eteklerine kadar ulaşmış. Yamaçların güney ve batı bölgesi nekropol (mezarlık), doğu ve kuzeydoğu tarafı mahalleler, kuzey kesimi ise yönetsel bölümler ve lejyon bölgesiymiş. Akropolis’in üzerinde ise Zeugma sikkelerinde sıkça rastlanan Tykhe (talih ve kader tanrıçası) Tapınağı bulunuyormuş.

100 Bin Bulla


Zeugma kazıları sırasında ortaya çıkarılan bullalar da Zeugma’yı eşsiz kılan özellikler arasında yer alıyor. Bulla; mühür baskısı anlamına geliyor. Yani bir mektup, bir ferman ya da paketi başka yerlere göndermek gerektiğinde, kapatılıp üzerine vurulan özel mühür baskı demek. Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen bu önemli koleksiyondaki mühür baskıların sayısı 100.000’i buluyor.


Nizip İlçesi’nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü’nde, Fırat Irmağı kıyısında yer alıyor.

Harran


Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde yer alıyor. Tevrat’ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran’a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in kenti de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan da Anadolu’ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuş. Harran; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlüymüş.

Harran’ın en çok ilgi çeken yanı, külah biçimindeki konik tipik evleri. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla, köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşuyor. Yan yana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiş. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin, kışın sıcak.


Harran Ovası. (Urfa)

Balıklı Göl (Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Gölü)


Balıklı Göl, içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde. Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna inanılıyor. Efsaneye göre Hz. İbrahim Peygamber’in, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye ve onları kırıp parçalayarak tek tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine Nemrut tarafından, bugünkü Şanlıurfa Kalesi’nden ateşe atılır. Bu esnada Allah tarafından “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim’in düştüğü yere “Halil-ür Rahman Gölü” denilir. Nemrut’un evlatlığı Zeliha da, Hz. İbrahim Peygamber’e aşık olur. Hz. İbrahim’in ateşe düştüğünü görünce Zeliha da kendini ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yere de Ayn-ı Zeliha Gölü denir.


Merkez. Şanlıurfa

Halil-ür Rahman Camii (Döşeme Camii-Makam Camii)


Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye halinde. Cami, M.S. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbisyus’un maddi yardımlarıyla Monofistler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine 13. yüzyılda Eyyübiler devrinde inşa edilmiş. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede Eyyübilerden Melik Eşref Muzafferiddin Musa’nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılı.


Merkez. Şanlıurfa


Nemrut


UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biri. Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ilgi çekici. Her yıl binlerce insan gündoğumu ve gün batışını seyretmek için Nemrut Dağına tırmanıyor.  Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor. Her yıl Haziran ayında Kommegene Festivali yapılıyor.

n Adıyaman’ın 86 km. doğusunda Kahta ilçesinin Karadut köyünde yer alıyor.

Doğu Teras


Kommagene ülkesinde güneşin doğuşunu ilk gören yer olan doğu terasına sert kayalardan oyulmuş merdivenli yollardan çıkılıyor. Doğu terası; tanrılar galerisi, atalar galerisi ve sunaktan oluşuyor. Tanrılar galerisindeki devasa tanrı heykelleri anıt mezara sırtını dönmüş biçimde sıralanmış.Tanrılar galerisinin beş heykelinden biri olan Antiochos (Kommegene Kralı), güney uçta ilk sırada yer almakta. Kendisini tanrılarla aynı kategoride gören Antiochos heykelini bu sıralamaya dahil etmiş. 2. heykel Kommagene-Fortuna Latince’de şans, uğur, bereket anlamını taşır. Heykeller arasında en uzun olan 3. heykel Zeus-Oromasdes, Tanrılar tanrısı Kronos’un oğlu, baş tanrı ve gökler hakimi. 4. heykel Apollon-Mithras, Anadolu mitolojisinde baş tanrı Zeus’un oğlu olup ışık ve güneş tanrısı. Kuvvet ve kudretin sembolü olan Herakles (Herkül) ise 5. heykeldir.

Batı Teras


Muhteşem bir gün batımının izlenebildiği, doğu terasına benzer şekilde yapılmış batı terasında, tanrılar galerisindeki heykel sıralaması ve heykellerin arkasındaki kült yazısı bazı detaylar hariç aynı. Doğu terasından farklı olarak, tanrılar galerisinin kuzey ucunda, dördünde Kral Antiochos’un tanrılarla selamlaşması, diğerinde aslan figürü bulunan, kumtaşından yapılmış beş kabartma (rölyef) bulunuyor. Aslan horoskop olarak bilinen kabartma ise 25.000 yılda bir meydana gelen astrolojik bir olayın sembolize edilmiş hali.

Doğu ve Batı terasın her ikisinde de tanrı heykellerinin tahtlarını oluşturan taş blokların arkasında Grek harfleriyle yazılmış 237 satırlık uzun bir kült yazıtı Nomos bulunuyor.

Arsameia (Nymphaios Arsameiası)


Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kommageneler’in atası Arsemez tarafından, Eski Kahta kalesinin karşısında kurulmuş krallığın yazlık başkenti ve idare merkezi. Güneydeki tören yolunda Mitras’ın kabartma steli, aynı platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 m. derine inen bir tünel ile yazıtın batısında benzer bir kaya dehlizi bulunuyor.

Yeni Kale ve Gerger Kalesi (Fırat Arsameiası)


Kommageneler tarafından inşa edilen Yeni Kale, karşısındaki Arsemeia ile birlikte kullanılmış. Kale içinde çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunuyor.


Adıyaman’a 60 km. uzaklıkta Kocahisar köyü yakınında yer alıyor.

Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı)

Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılıyor. Doğu yönündeki sütun üstünde aslan ve kartal heykel kalıntıları, batıdaki sütunun üstünde tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası var.


Adıyaman-Kahta girişinde yer alıyor.

Diyarbakır Surları


Çin Seddi’nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km. uzunluğunda ve 7.8 m. yüksekliğinde. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeri. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla süslenmiş.

Hasankeyf


Mezapotamya Bölgesi’nde yer alan Hasankeyf, içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı, mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile dikkatleri üzerine çekmiş ve çağlar boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim. Yekpare taştan meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almış. Sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar’ın hakimiyetlerine giren Hasankeyf, stratejik önemini her zaman korumuş. Bu çalkantılı tarihinden günümüze çok sayıda tarihi eser taşıyan Hasankeyf, bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor. GAP’ın bir alt projesi olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımından sonra sular altında kalma tehlikesi içindeki Hasankeyf, kurtarılmayı bekliyor.

Kaledeki Ulu Camii


Eyyubilerin Hasankeyf’teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşaa edilmiş. Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı ve oyma süsleriyle günümüze ulaşan nadir parçalardan biri.


Büyük Saray


Kalenin kuzeyinde Ulu Camii’nin altında yer alıyor. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmış. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olması.

Köprü


Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı yazılı. Ancak Hasankeyf’in 638 yılında Müslümanlarca feth edildiği sırada da bir köprüden bahsedilmekte. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapıldığı sanılıyor. Yapı, kemer açıklıkları itibariyle Ortaçağ’da yapılan taş köprülerin en büyüğü. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metre. Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptanmış. Düşman şehre saldırdığı zaman yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirmiş.

El-Rızk Camii


Dicle Nehri’nin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alıyor. Portal girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Bu gün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında Allah’ın 99 ismi yazılmış.

Zeynel Bey Türbesi


Kısa bir süre Hasankeyf’de hakim olan Akkoyunlular’a ait tek eserdir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmakta. Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert sırlı tuğla ve kuşaklar oluşturulmuş. Bu kuşaklarda sıra ile “Allah, Muhammed ve Ali” isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmış.

Mardin Kalesi


Diğer adı “Kartal Yuvası” olan Mardin Kalesi, Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini kimi zaman zaferlerle, kimi hayal kırıklıklarıyla yaşamış çok önemli bir kale.

MS. 330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral gelip Mardin kalesinde kalmış. Hasta olan kral, kalede iyileşince, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşamış. Daha sonra kendi memleketi Pers ve Babil’den birçok asker ve sivil getirip, onları bölgeye yerleştirmiş. Getirilen halk sayesinde kent zenginlemiş, gelişmiş. M.S.442’daki bir veba salgını kale halkının sonu olmuş. MS. 542’e kadar Mardin Kalesi boş kalmış.

Kalenin ovadan yüksekliği bin metre kadar. Kalenin bir kısmı sarp kayaların üzerine oturmuş. Kalenin güney kesiminde bir kule hala ayakta. Kalede daha önceleri mesken olarak kullanılmaya yarayan kalıntılar gözlenmiş.

19.yüzyılın ilk yarısında mevcut olan surların, bugün bazı yerlerde yalnız temellerine rastlanıyor. Bir çok kez kuşatılan kale, Timur’u bile çileden çıkaran direnişini, bünyesinde barındırdığı su sarnıçları ve ambarlarındaki bolluk ile sağlamış. Şehrin altı kapısı varmış. Bunlar; batıdaki Diyarbakır Kapı, doğuda Savur Kapısı, kuzeyde Bab-ı Şavt, kuzeybatıda Bab-ı Hamara, güneybatıda, Bab-ı Zeytun, güneyde Bab-ı Cedid (Yeni kapı).

Bu kapıların sağlamlığı kalenin uzun yıllar zapt edilemeyişine önemli bir etken teşkil etmiş. Kartal Kalesi’nin şöhreti o kadar yaygınmış ki, pek çok şaire ilham kaynağı olmuş.

Deyr-ul Zaferan Manastırı


Deyrul; ibadet edilen yer, zaferan ise civarda bolca yetişen safran otu anlamına geliyor. Manastır, 4. yüzyılda inşa edilmiş 1600 yıllık bir yapı. Deyr ul Zaferan, Yukarı Mezopotamya’nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından biri ve Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi. Bugünkü Süryanilerin ataları olan ve güneşe tapan Aramiler, M.Ö 2. binden başlayarak 4 bin yıl boyunca burada her güneş doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe kurbanlar sunarlarmış. İsa’dan sonra Hristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar. Manastırın kurulduğu dönemden kalma mozaikler bugün de duruyor. Canlı bir tarih görünümünde olan manastırın en büyük özelliklerinden biri de içinde 52 Süryani patriğinin mezarlarının bulunması.  Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve ilk tıp fakültesinin burada kurulduğu söyleniyor.




Mardin’in 5 km. doğusunda yer alıyor.

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane


1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar

yer alıyor. Patriğin oturma yeri ile İncil vaiz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka bir görünüm sergilemekte.

1895 yılında Antakya Patriği İğnatuos Benham Banni tarafından inşa edilen Patrikhane ise bugün müze olarak hizmet veriyor.


Mardin’in 40 km. doğusunda, Hah Köyü’nde.


Mar Gabriel Manastırı / Deyrülumur


Yerel adı Deyrülumur. Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başında yalnız bir manastır. Süryani Cemaati’nin ünlü ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksekçe bir tepeye kurulmuş. Manastırın temelleri M.S. 397 yılında atılarak kısa sürede tamamlanmış. Değişik tarihlerde manastırın içine ve dışına ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans mozaikleriyle bezeli. Öteki yapıların çoğu 19. yüzyıl tarihli, bazısı yeni. Cumhuriyetten sonra uzun süre terkedilmişsede şimdi kimi çabalarla yeniden canlandırılmış. 


Midyat’ın 18 km. doğusunda yer alıyor.

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi



Türk kültürünün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu Anadolu görülmeye değer güzellikte. Bölgede yer alan tarihi zenginlikler, çok sayıda uygarlığın izlerini taşıyor.

Doğu’da güvenlik sorunlarının giderilmesi, bölgeyi turistlerin rahatlıkla gezebilecekleri ve konaklayabilecekleri bir konuma getirmiş.

Binlerce yıllık medeniyet izleri, bin bir tondaki rengin oluşturduğu kartpostal tadında doğa manzaraları, yöreye özgü coğrafyayla, kültürle örülmüş Doğu’nun sıcak insan dokusu…

Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, Türkiye’nin en eski medeniyet kavimleri Urartulara, Hurrilere, Hititlere kadar uzanan tarih izleri, yüksek dağ sıralarıyla, plato, ova ve gölleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor, kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk Kültürü’nün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş.

Doğu; öyle bir coğrafya ki tarihinde taşıdığı zenginlikleri topraklarına, dağlarına, göllerine ve insanlarına da taşımış. Kimler hüküm sürmemiş ki bu topraklarda yüzyıllar boyu. Her kavim, her uygarlık, tarih sahnesinden çekilirken sadece kimi eserlerini, yapılarını bırakmakla kalmamış yeryüzünün bu parçasına… Kültürünü, alışkanlıklarını, doğayla ilişkisini de armağan bırakmış sonraki nesillere…

Bu bölgedeki tarihi zenginlikler saymakla bitmiyor. Fakat, Doğu; tarihi eserler ve doğa güzellikleri demek değil sadece. İnsan dokusundaki sıcaklıkla, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda hayat bulmuş. Ahlat’taki İslam Mezarlığı’nda, Çifte Minareli Medrese’de, Halime Hatun Kümbeti’nde, Zeugma’da, Hasankeyf’te, Nemrut’ta, Ani’de, Deyrulzaferan Manastırı’nda Akdamar Adası’nda bu izleri görmek mümkün.

Kuzeydoğudaki sınır şehrimiz Kars’ta yer alan Ocaklı (Ani) 10. ve 11. yüzyıldan kalma mimari eserlerin bulunduğu tarihi bir kent, Ermeni Hristiyan inanışınca kutsal kabul ediliyor. 5165 metrelik zirvesiyle Ağrı Dağı, inançlar açısından ayrıca özellik taşıyor. Dini inançlara göre, insan neslinin yok olduğu Tufan’dan sonra Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na oturduğu ve suların çekilmesiyle Nuh’un ve ailesinin dağdan bereketli Iğdır Ovası’na indikleri ve buradan da Anadolu’nun içlerine nehirler boyunca özellikle Fırat ve Dicle nehirleri boyunca nüfusları artarak yayıldıkları söylenegelmiş. Bu inanca göre Iğdır, ikinci insan neslinin çoğalarak dünyaya yayıldığı yer. Görkemli yapısıyla Doğubeyazıt’a yükseklerden bakan İshak Paşa Saray Kompleksi, 17. yüzyıl sonlarında Osmanlılar’ın Bölge Valisi İshak Paşa tarafından yaptırılmış. Van Gölü, Doğu Anadolu’nun güzellikler beldesi. Gölün güneydoğu sahillerinde yer alan Van Kenti aynı zamanda Urartu’ların başkentiydi. M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yapılan Van Kalesi, devrinin canlı bir örneği olarak görülmeye değer bir eser.




Van Kalesi, M. Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yaptırılmış.


İnsan dokusundaki sıcaklık, kültürler mozaiğinin en özgün renkleri bu topraklarda…

Bitlis

Bitlis

BİTLİS


Süphan Dağı’nın eteklerinde yer alan kent; Nemrut Krater Gölü, Van Gölü, Nazik ve Arin gölleriyle, Ahlat’taki yemyeşil vadileri, Tatvan’daki geniş ovalarıyla görülmeye değer bir coğrafya.




Bitlis, adını Makedonya Kralı Büyük İskender’in (Alexander), şehirdeki kaleyi yaptıran komutanlarından biri olan “Bedlis”ten almış. Tarihi M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan Bitlis’te Urartu, Asur, Med, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve  Bizans Dönemleri’ne ait izlere rastlanılıyor.

Türkler’in 11. yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında önemli bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis, Türkler’in Anadolu’ya açılmasında çok önemli bir rol de üstlenmiş. Kent, 1514 yılında Osmanlılar’ın eline geçmiş.

Bitlis, Ahlat’ta Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı yer alıyor. 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor.

Bitlis Büryan kebabı ise yörenin en ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek ancak yaz aylarında yenebiliyor. Bitlis özgün ürünler0 bakımından da ziyaretçilerine oldukça zengin seçenekler sunan bir kent. Halen yapılmakta olan kök boyalı rengarenk kilimlerden, halılardan, toprak çanak-çömleklerden, Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri olan bastonlardan satın alabilirsiniz. Ayrıca Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi, Mutki kara kovan balı ve küp peyniri tadılması gereken yöresel lezzetler.

Ahlat Mezarlığı.

Yemyeşil vadileriyle Ahlat.

Ahlat Mezarlığı

Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.

Bitlis Kalesi

Bitlis merkezindeki çarşının hemen dik yamacında yer alan Bitlis Kalesi M.Ö. 312 tarihinde Büyük İskender’in emri ile kumandanlarından Leys Bedlis tarafından inşa ettirilmiş. Kale torakla dolu olduğu için içini gezmek mümkün değil. Ancak  tepede olağanüstü güzellikteki manzarayı kaçırmayın.

Nemrut Krater Gölü,3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri

Bitlis’in kuzeyinde, Tatvan ilçesi sınırları içerisinde yer alan ve yüksekliği 2935 m. olan Nemrut Dağı, volkanik bir dağ. Bir doğa harikası olan Nemrut Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turistin gözdesi. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde büyükçe iki göl var. Biri soğuk, diğeri sıcak. Toprak bir yol sıcak gölün kıyısına kadar iniyor. 3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak. Binlerce yıl önce patlamış, su giderini tıkayarak Van Gölü’nün oluşmasına sebep olmuş. Esas ilginç olan kraterin kenarı. Tam sırtta araçtan inip zirveye kadar yürümek mümkün:  Sadece 20 dakika. Doğuda Van gölü, Batıda Krater gölü ayaklar altında. Dolunay zamanı, güneş batarken ay doğuyor.

Nemrut Krater Gölü 3000 metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri

İlk olarak IV. zamanda ve son olarak da 1440 yılında püsküren yanardağın soğumasından sonra oluşan Nemrut Krater Gölü, bir doğa harikası. Türkiye’nin en büyük krater gölü olan Nemrut; efsanesi, volkanik yapısı, buhar tedavisi ve muhteşem görüntüsüyle 3050 metre yükseklikte keşfedilmeyi bekliyor.

Tatvan

Van Gölü havzasının yeni turizm merkezi olan Tatvan, Bitlis’e 27 km. uzaklıkta. Hurrilerden bugüne kadar yerleşime sahne olmuş Tatvan sınırları içinde çok sayıda tarihi eser yer alıyor. Van Gölü kıyısında kurulu olduğu yer aynı zamanda doğal bir liman olma özelliğine sahip. Van Gölü üzerinden feribotla ulaşmak da mümkün.

İhlasiye Medresesi

1216 yılında Selçuklular tarafından yaptırılan medrese Bitlis’in simgesi. Osmanlı Dönemi’nde üniversite görevini yapan medrese, klasik Selçuklu üslubunun en seçkin örneklerinden.

Göçerler

Yaz mevsiminin sıcak günlerinde Bitlis’in yüksek yaylalarına çıktığınızda, kara kıl çadırlarının içinde, hayvanlarıyla birlikte rengarenk bir yaşam süren Göçer aşiretlerini görürsünüz.

Onlar on binlerce yıldan beri gelenek ve göreneklerini sürdüren ve dünyadaki gelişmelere inat varlıklarını koruyabilen geçmişin canlı tanıkları.

Bitlis’in yüksek yaylaları Göçer aşiretlere ev sahipliği yapıyor.

Malatya

Malatya

MALATYA


Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, coğrafi konumu, tarihi kervan yollarının – ünlü Kral Yolu ve İpek Yolu – üzerinde bulunması ve sahip olduğu zengin su kaynakları nedeniyle, Neolitik Çağ’dan bu yana yerleşimlere sahne olmuş.


Bugünkü Malatya’dan önce kurulmuş, M.Ö. 1000’li yıllarda Hititler’e başkentlik yapmış olan Aslantepe (7 km.) ve eski bir Melitene kenti olan Battalgazi’yi (9 km) ziyaret etmenizi öneririz. Kentin merkezinde bulunan 13. yüzyıl tarihli Ulu Camii, Selçuklu mimarisinin mükemmel bir örneğini teşkil eder. Roma İmparatoru Justinianus zamanında tamamlanan Eski Malatya Kalesi, sert kayalar üzerine inşa edilmiş Arapgir Kalesi, Doğanşehir’deki beşgen formlu Doğanşehir Kalesi kentin tarihi zenginlikleri.

Malatya’yı çevreleyen bölgede gezilebilecek pek çok yer de mevcut. Sultansuyu’nda, sadece safkan Arap atlarını izlemekle kalmaz, ayrıca bu büyüleyici yer yakınındaki Sultansuyu Barajı’nın oluşturduğu göl kenarında uzun yürüyüşler de yapabilirsiniz.

Aynı zamanda Türkiye’nin kayısı yetiştirme merkezi olan Malatya’da, çok lezzetli kayısıların yanı sıra diğer taze ve kuru meyvelerle de karşılaşacaksınız. Lezzetli bir damak tadına sahip olan Malatya mutfağında etin ve bulgurun önemli bir yeri var. Çoğunlukla bulgur ve diğer malzemelerin karışımıyla yapılan 70 tür köfte bulunuyor. Bulgur, fasulye yaprağı, kiraz, ayva, üzüm ve dut yaprağı ile yapılan sarmalarda da kullanılıyor. Yerel mutfağın gözde yemeklerinden kağıt kebabı ve içli köftenin tadına bir de Malatya’da bakmayı ihmal etmeyin.

Sofra bezi, perde, yazma gibi ahşap kalıplarla ve baskı tekniği ile süslenmiş dokumalar; halılar, canlı ve renkli olan kilimler, cicim; dövme, çekme, germe gibi yöntemlerle yapılan bakır mutfak eşyaları; ahşaptan yapılan ve “güm güm” denen yayıklar, çıkrıklar, kaşıklar Malatya’dan alınabilecek özgün hediyelik eşyalardan bazıları.

Gürpınar Şelalesi

Eski Arapgir Kalesi

Sert kayalar üzerine inşa edilmiş kalenin temel kısımları blok taştan, diğer kısımları ise kesme taştan yapılmış. Anadolu Selçuklular Dönemi eseri.

Eski Malatya Kalesi

Eski Malatya’da  yer alan Kale, geniş bir alanı kaplar. Yapımına Roma İmparatoru I. Titus zamanında başlanmış. Daha sonra Bizans İmparatoru Justinianus (522-565) zamanında son halini almış.

Cicim, dövme gibi yöntemlerle yapılan bakır mutfak eşyaları Malatya’ya özgü el sanatlarından.

Bedesten

Eski Darende ilçesinde yer alan dikdörtgen bir yapı. İki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde karşılıklı altı dükkan, ikinci bölümde ise dokuz dükkan yer alıyor.

Bedesten

Van

Van

VAN

Van Gölü, Doğu’nun denizi olarak anılıyor. Gerçekten de 3765 kilometrekarelik yüzölçümü ile küçük bir deniz.


Van; Akdamar Kilisesi, “kaleler kenti” olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü kedisi, Van Gölü ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile Doğu’nun en önemli turizm merkezlerinden biri.




Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir konuma sahip olduğu için çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olarak birçok uygarlığın izlerini üzerinde barındırmış. Urartu Medeniyeti’ne başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler, Hititler, Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültürü bağrında taşımış.

Van bölgesi göller bakımından da önemli bir bölge. İrili ufaklı birçok gölden başka Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü de bu bölgede yer alıyor. Ayrıca Van’a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile hoş görünümlü Edremit, yeşillikler arasında doğal plajları ile Gevaş, Van’a 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği yerde bir vadi içerisinde ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile Van Gölü’nün sahilinde Süphan Dağı karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik gezilecek yerlerden.

Murtuğa (kahvaltılık), cacık (kahvaltılık), ilitme, ekşili, senseger gibi yemek türlerinin yanı sıra Van otlu peyniri yöreye özgü lezzetlerden. Ayrıca, Van gölünden çıkarılan Van balığının (inci kefali) tadına mutlaka bakmalısınız. Hala geleneksel yaşamın önemli bir parçası olarak, Van’da kadınlar, mavi, kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade kilimler dokuyor. Kentteki galerilerden bu halı ve kilimlerden satın alabilirsiniz.

Hüsrev Paşa Camii

Bir tür olarak koruma altına alınan egzotik Van kedisi sık beyaz tüyleri ve biri mavi, diğeri yeşil olan gözleri ile ünlü.

Van Gölü

Van iline adını veren Van Gölü  Türkiye’nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3765 km2). Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Akdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş Adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi  ve Yukarı Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adını da almış. Sabunsuz köpük veren Van Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır yıkar. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.

Her mevsim, her saatte farklı bir renk alan, gündoğumu ve günbatımının muhteşem olduğu gölde bol bol fotoğraf çekmenizi öneririz.

Akdamar Adası

Van Gölü’ndeki adalardan en büyüğü olan Akdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900’lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise, taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin.

İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahnelerin bulunduğu kilise duvarlarında Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri yer alıyor. Zengin hayvan, asma sarmaşıkları ve çeşitli figürler görmek mümkün. Akdamar Adası’na Gevaş iskelesinden motorlar çalışıyor.

Akdamar Kilisesi’nden duvar detayları.

Edremit

Van’a 18 km. uzaklıktaki Edremit, Van Gölü’nün Güney-Güneydoğu kıyı şeridi boyunca uzanıp masmavi gölün önünde bir yeşil örtü gibi duruyor. Tarihi Dukaya Höyüğü, Urartular döneminden kalma Hatti Çiviler (Çivi Yazıları), Kadenbastı mevkiinde Kız Damı (Dev Damı) Surlar ve Savacak Şelalesi, yine Elmalık mahallesinde bulunan Hazine Piri (Hazine Kapısı), Harbedar (Harebe Köyü) görülmeye değer yerler.

Çarpanak Adası

Çarpanak Adası, Van Gölü’nün kuzeydoğusunda bulunuyor. Adada yer alan Ctouts Manastırı, bir efsaneye göre (Kutsal Haç, Saint Hripsime, Saint Gregorie, Saint Jean) dörtlü koruyucu için yapılmış. Manastırda bir kilise, bir melek şapeli, kütüphane, misafirhane, keşiş odaları ve mezarlıklar yer alıyor. 1918 yılında terk edilen manastırın kilisesi görülebilir durumda.

Çarpanak Adası, tarihi eserlerinin yanı sıra kuş göç yollarının da Anadolu’daki son durağı. Ada aynı zamanda martı üreme merkezi. Nisan ve mayıs aylarındaki kuş çeşitliliğini izlemek üzere dünyanın dört bir yanından kuş gözlemcileri adaya geliyor. 

Halime Hatun Kümbeti

Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında Karakoyunlular tarafından yapılmış. Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut. 14. yüzyıl ile 17. yüzyılları arasında kullanıldığı sanılan mezarlıktaki mezar taşları sıra dışı.

Halime Hatun Kümbeti, bölgeyi ziyaret eden turistlerin en çok ilgi gösterdikleri yerlerden biri.

Ah Tamara!

Eski çağlarda Akdamar Adası’nda yaşayan keşişler, adaya kimsenin çıkmasına izin vermez, kendi küçük kapalı topluluklarında bir arada yaşarlarmış. Adanın ahalisi arasında güzelliği dillere destan Tamara adında bir de kız yaşarmış. Ada çevresindeki köylerden bir genç, bir gün çok merak ettiği adaya yüzerek ulaşmış ulaşmasına ama Tamara’yı görünce yıldırım çarpmışa dönmüş. Tamara da aynı duyguları besleyince iki genç birbirine aşık olmuş. Tamara fenerle delikanlıya işaret verip, ışığa doğru yüzerek adaya ulaşmasına sağlıyor ve iki genç gizlice buluşuyorlarmış. Bu aşk böylece sürüp giderken Tamara’nın arkadaşı, baş keşişin kızı biraz da kıskançlıktan Tamara’nın sırrını babasına söyleyivermiş. O gece gölde tehlikeli bir fırtına çıkmış. Gölü tehlikeli gören Tamara sevgilisine fener yakıp, haber vermemiş. Baş keşiş de fırsatı kaçırmamış ve kıyıya yaklaşıp bir fener yakmış. İşareti gören genç atlamış suya. Genç fenere doğru kulaç atar, keşiş feneri adanın etrafında döndürür dururmuş. Sabaha kadar dönüp durmuşlar. Genç yorgunluktan bitap düşmüş, dalgalarla mücadele edemez olmuş ve dibe doğru giderken “Ah Tamara!” diye bağırmış. Çığlığı duyan Tamara koşmuş bakmış ki sevdiği yitip gidiyor dalgaların arasında. Durumu anlayınca o da kaldırıp atmış kendini sulara. İki sevgilinin cansız bedenleri Van Gölü’nün dalgalarında birbirine kavuşmuş. Adaya o günden sonra “Ah Tamara” denmeye başlanmış, zamanla Akdamar’a dönüşmüş.

Adır Kilisesi

Van Gölü üzerindeki Adır Adası’nda yer alan Adır Kilisesi 1305 yılına tarihlendiriliyor. Daha sonra 1621 yılında, yapıya Aziz Georges Kilisesi eklenmiş. Van İskelesi’nden kiralanacak teknelerle adaya

ve kiliseye ulaşabilirsiniz.

Saint Thomas Manastır Kilisesi

Manastır, Altınsaç Köyü’nün 5 km. kuzeybatısında Van Gölü’ne bakan bir vadinin yamacına kurulmuş. Havarilerden Aziz Thomas’a ait kutsal eşyaların saklanması amacıyla yapılan manastır, 18. yüzyıl sonlarında yağmalanmış.

Van Kalesi

Şehir merkezine 5 km. uzaklıktaki Van Kalesi, Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. M.Ö. 9. yüzyılda Lutupri’nin oğlu I. Sarduri tarafından yaptırılmış.

Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri’ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor. Kalenin diğer önemli bir yapısı, I. Agrişti’ye ait olan kaya mezarı ve hemen yakınındaki kaya üzerinde bulunan Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan “Horhor Yazıtları”. Ayrıca kalenin kuzey yamacında II. Sarduri’nin açık hava tapınağı (Analı-Kız), Kale içinde Menau ve Sarduri’ye ait mezar odaları, mağaralar, su sarnıçları ve çeşitli odalar bulunuyor. Kalenin güneyinde ise eski şehrin kalıntıları mevcut.

Urartu kalelerinin en görkemlilerinden biri olan Van Kalesi M.Ö. 9. yüzyıla tarihlendiriliyor.

Hoşap Kalesi

Van-Hakkari Karayolu´nun 60’ıncı kilometresindeki kale, Urartular döneminde yapılmış, daha sonra Mahmudi beylerinden Sarı Süleyman tarafından 1649´da sağlamlaştırılmış. Gözetleme kulesi, surları, burçları, beden duvarları, mescit, fırın, zindan seyir köşkü, harem, selamlık ve orijinal demir kapı kanatları kalenin önemli yapıları.

Kalenin girişindeki damla şeklindeki armanın her iki tarafında zincire bağlı aslan kabartması bulunuyor.

Urartular döneminde yapılan Hoşap Kalesi, kapısındaki aslan kabartmaları ile dikkat çekiyor. 

Süphan Dağı

Sönmüş bir volkan olan Süphan Dağı (4058 m.), Anadolu’nun üçüncü yüksek doruğu. Zirve bir örtü buzulu ile kaplı. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan Dağı’nda tırmanış için en uygun zaman yaz ayları. Tırmanış, sırasında Van Gölü her an birbirinden değişik ve güzel görüntüler sunar.

Doruk tırmanışı için ilk durak Aydınlar Köyü. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve 2500 m. yükseklikte Şekerpınarı ya da Süphan yaylasındaki kampın ardından doruğa 8-10 saatlik tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alıyor.

Çavuştepe

Van´ın 26 km. güneydoğusundaki Çavuştepe Kalesi´ni Urartu Kralı II. Sarduri kurmuş. Yapı, Yukarı Kale ve Aşağı Kale olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Yukarı Kalede Haldi Tapınağı, Aşağı Kalede depo binaları, saray, mahzenler ve Urartu tanrısı İrmusi´nin tapınağı bulunuyor. 

Süphan Dağı

Doğu Anadolu’da Van gölünün kuzeyinde Adilcevaz – Erçiş ve Patnos arasında yükselen Süphan Dağı, sönmüş bir volkan. 4058 metrelik yükseltisiyle heybetli zirvesi buzul bir örtü ile kaplı. Aynı zamanda Anadolu’nun üçüncü yüksek doruğu olan Süphan Dağı’na tırmanmak için en uygun  zaman Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan’a doruk tırmanışı Aydınlar köyünden başlıyor. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve 2500 m. yükseklikte Şekerpınarı ya da Süphan yaylasında kamp kurulup, doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alıyor.

Urartu Sulama Kanalları

Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu II. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700’de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiş. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma dönemine ait.

Keşiş Gölü´ndeki sulama tesisleri Rusahinili´nin kurucusu II. Rusa tarafından yaptırılmış. M.Ö. 700’de Toprakkale´ye taşınan başkente su sağlamak amacıyla 2544 metrelik Erek Dağı´nın üzerindeki barajlar sağlamlaştırılmış ve yenileri eklenmiş. Günümüzde Faruk Bendi olarak bilinen baraj geç Roma dönemine ait.

Kavunun Anavatanı

Rus bilgini Shutavsky’ye göre kavunun anavatanı Van. 16. yüzyılda İtalya’ya gönderilen ve Papa Cantaluppi’nin çiftliğinde yetiştirilmesi sebebiyle “Cantalup” adıyla ünlü olan turuncu renkli, ince kabuklu, ananas kokulu kavunun ilk kez Van’da yetiştiği iddia ediliyor.

Muradiye Şelalesi

Van-Doğubeyazıt yolu üzerinde bulunan Muradiye Şelalesi, dinlenme tesisleri ve mükemmel manzarası ile bölge halkının sık sık ziyaret ettiği bir doğa harikası.

Muradiye Şelalesi bölge halkının en çok ziyaret ettiği mesire yeri.

Ağrı Ararat

Ağrı Ararat

AĞRI ARARAT

Başta Tevrat olmak üzere pek çok din ve kültürde sözü edilen Tufan olayında Nuh’un kullandığı geminin burada olduğu düşünülmesine rağmen kalıntılarını bulma çalışmaları başarıya ulaşamamış. Kimi kazılarda bulunduğu iddia edilen gemi kalıntıları ise akademik çevrelerce kabul edilmiyor. Adem ile Havva’nın yaşadığı Erem Bahçelerinin, dağın kuzeyinde bulunan Aras Vadisinde bulunduğu da yörede anlatılan efsaneler arasında yer alıyor.

1650 metre yüksekliğindeki bir yaylada yer alan Ağrı, adını yanında heybetle yükselen dağdan almış. Türkiye’ye en yüksekten bakabileceğiniz, doğuya açılan kapı Ağrı, tarih boyunca çok sayıda kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış.




Ağrı, yazın dağcılık ve doğa yürüyüşüne, kış mevsiminde kayak sporuna elverişli parkurlara sahip efsanevi dağı ile doğunun turizm merkezleri arasında yer alıyor.

Kuzeydoğuda sevimli Balık Gölü etrafına sıralanmış balık restoranları ve yerel yemeklerin sunulduğu lokantalar yer alıyor. Termal kaynakları her yere serpilmiş durumda. Doğubeyazıt’tan sadece 6 km. uzaklıktaki görkemli İshak Paşa Sarayı’nı mutlaka görmelisiniz. İlin Osmanlı valisi İshak Paşa, sarayı 17. yüzyılın karışık bir mimari tarzı ile yaptırmış. Civarda, bir Urartiyan kral rölyefi ve M.Ö. 9. yüzyıldan kalma kaya mezarı görülmeye değer diğer yerler…

Doğubeyazıt yakınında, Türkiye’nin en görkemli doğa anıtı, Ağrı Dağı (5165 m.) yükseliyor. Nuh’un gemisinin battığı sanılan yeri görmek için dağ çıkışını Doğubeyazıt’ın 25 km. doğusundaki Üzengili köyünden başlatmak gerekiyor.

Ayrıca Nuh’un karısının gemide kalan son yemek kalıntılarıyla yaptığı varsayılan aşureyi, Ağrı’nın yerel tatlısı olarak tatmayı sakın unutmayın.

Kimi çevrelerce Nuh’un Gemisi kalıntıları olduğu iddia edilen buluntuların arkeolojik açıdan değeri yok.

Nuh’un Gemisi

İncil ve Tevrat’ta da adı geçen dağa, turizm açısından önemli bir konum kazandıran yaygın inanca göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamış. Tanrı, insanlara bir ders vermek amacı ile Nuh’a bir gemi yapmasını emretmiş. 300 arşın boyunda, 50 arşın genişliğinde ve 30 arşın yüksekliğinde yapılacak gemiye, Nuh Peygamber, eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile birlikte yeryüzünde bulunan bütün canlı türlerinden 7 erkek, 7 dişi, sürüngenlerden 2 erkek, 2 dişi, yeterli yiyecek de alarak binecekmiş. Nuh Peygamber, Tanrının emri doğrultusunda gemiyi yapmış ve canlılarla beraber gemiye binmiş. 7 gün sonra 40 gün 40 gece süren tufan sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar yok olmuş. Suların çekilmesi ile gemi, Ağrı Dağı’na oturmuş ve içindeki canlılar sevinçle gemiden ayrılarak yeryüzüne dağılmışlar. Bu yönüyle dini açıdan çok özel olan dağ, düz bir arazide aniden yeryüzünden göğe doğru yükselen heybetli görünümü, yazın bile karlı dorukları, bitki örtüsü ve barındırdığı hayvan türleri ile son derece etkileyici.

Nuh Tufanı söylencesine konu olan Ağrı Dağı dini açıdan çok özel bir dağ.

Buz Mağarası 

Ağrı Dağı’nın eteklerinde yer alan Telçeker kasabasına yakın Buz mağarası dikit ve sarkıtları ile ilgi çekici bir mağara. Mağaraya günlük turlar düzenleniyor.

Ağrı Dağı          

Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5165 m.) jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh’un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağ. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağı’nın farklı dillerde birçok ismi mevcut. Başlıcaları, Ararat, Kuh-i Nuh, Cebel ül Haris… Marco Polo’nun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Dağ’a ilk tırmanışı, kayıtlara göre 9 Ekim 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat gerçekleştirmiş.

Vali Azlettiren Saray

İshak Paşa Sarayı

1789’da vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın Doğu Bayazıt’da bir tepe üzerinde yaptırdığı saray, 360’ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2’lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. “U” şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binaların mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim.

Girişteki taç kapıda Selçuklu etkisi görülüyor. Söylentiye göre kapı kanatları altındanmış fakat Ruslar alıp götürmüşler. Kapıdan birinci iç avluya girildiğinde eskiden var olan hizmet binaları bugün yıkık durumda. İkinci avluya gene bir taç kapıdan giriliyor. Avlunun sol tarafında görülecek herhangi bir yapı kalmamış. Her şey yıkılmış. Sağ tarafta selamlık daireleri bulunuyor. Ovaya bakan odalarda şömineler var. Selamlığın cumbalı köşkünün işlemeli ahşap konsolları görülmeye değer güzellikte. Avlunun batısındaki çok süslü yüksek kapıdan harem kısmına giriliyor. Mutfak, hamam, kiler gibi yapılar burada bulunuyor. Harem dairesinin odaları dikdörtgen planlı ve şömineli ısıtma sistemine sahip.

İshak Paşa Camii, sarayın ikinci avlusunda, harem ile selamlık daireleri arasında yer alıyor. Cami, kubbesi ve minaresi ile bütün saraya hakim bir konumda yer alıyor. Caminin kıble tarafında dış duvarlarının hemen kenarına inşa edilmiş olan sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğine uygun olarak iki katlı. Dıştan tamamen (kubbe dahil) kesme taştan yapılmış cami ve türbelerin pencere kenarları ve bazı yüzeyleri ağaç ve çiçek tasvir eden Rokoko tarzı işlemelerle süslenmiş.

İshak Paşa’nın bir vali için fazla ihtişamlı olan sarayı yüzünden başının derde girdiği söylenir. Vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisiyken azledilip Hasankale’ye sürülmüş. Söylentiye göre Paşa’nın burada misafir ettiği İran elçisinin yolu Topkapı Sarayı’na düşünce, Padişaha İshak Paşa’nın sarayının daha görkemli olduğunu söylemesi üzerine azledilmiş.

İshak Paşa Sarayı, barok ve rokoko tarzının iç içe geçtiği, yer yer Selçuklu etkileri ve yerel motifler de taşıyan tipik bir Osmanlı saray örneği.