Gap Projesi

Gap Projesi

Gap Projesi


GAP; Türkiye tarihindeki en büyük ve en kapsamlı proje. Teknolojinin ve insanın gücünün doğaya meydan okuması.. Ülkemizin en geri kalmış bölgesi olan Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısını tamamen değiştirecek olan bir sulama ve enerji kompleksi. Beraberinde, kurak iklimin oluşturduğu bin yılların kültürü yerine su kültürünü getirecek olan dev bir proje…


GAP, ülkemizin görece az gelişmiş bölgelerinden birisi olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 9 ilde (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak) uygulanmakta olan, çok sektörlü entegre bir bölgesel kalkınma projesi. Entegre niteliğiyle Proje, sadece barajlar, hidro-elektrik santralleri, sulama yapıları gibi fiziksel yatırımlarla sınırlı kalmayıp, bunların yanında ve birbiriyle eşgüdüm içinde tarımsal gelişme, sanayi, kentsel ve kırsal altyapı, haberleşme, eğitim, sağlık, kültür, turizm ve diğer sosyal hizmetler gibi sosyo-ekonomik sektörlerin geliştirilmesine yönelik yatırım ve etkinlikleri de içeriyor.

Proje, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulu; kalkınmada adalet, katılımcılık, çevre korunması, istihdam, mekansal planlama ve alt yapı geliştirilmesi GAP’ın temel stratejileri. GAP kapsamında sulama ve hidroelektrik üretimine yönelik 13 proje yer alıyor. Dicle ve Fırat nehirleri ile kolları üzerinde 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralı inşasını kapsıyor proje. Sulanacak toplam alan,1.7 milyon hektar üzerinde, üretilecek elektrik enerjisi ise yılda 27 milyar w/saat. Projenin tamamlanmış olup kullanıma açılmış tesisleri arasında,gövdesi ve hacmi bakımından dünyanın 6.büyük barajı olan Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santralı yer alıyor. Atatürk Barajı’nın gövdesi 169 m. yüksekliğinde ve yaklaşık 2 km. uzunluğunda.Gövdenin yapımında kullanılmış toplam kaya,toprak ve beton ile Türkiye’nin kara sınırlarını 3 m. yükseklik ve 1 m. genişlikte bir duvarla çevirmek mümkün. Ve Atatürk Barajı gölü,kapladığı alanın genişliğiyle Türkiye’nin 2.büyük gölü.

Mersin

Mersin

Mersin

Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki en büyük limanı Mersin. Modern görüntüsüne karşın, Mersin çok eski bir şehrin üzerine kurulu. Mersin-Silifke yolu çam ağaçları ve portakal ağaçları arasından geçerken sahili çok yakından izliyor. Bir yanda antik kent kalıntıları ve kaya mezarları diğer yanda ise kumsalları ile ufak koyları seyretmenin keyfi bir başka. M.Ö. 700 yılında kurulan Pompeipolis, şimdiki adı ile Viranşehir (Mersin’in 13 km. batısında), bir zamanlar ana caddesinin kenarlarını süsleyen korint tarzı sütunlarla gözler önüne seriliyor. Kanlıdivane’de (Kanytelis) Roma ve Bizans devirlerinden kalma harabeler derin bir çöküntünün çevresinde yer alıyorlar.

Tarsus

Mersin’in 30 km doğusundaki Tarsus, ünlü Romalı komutan Marcus Antonius ile Kleopatra arasındaki aşkın ateşlendiği yer. İsa’nın havarilerinden Saint Paul de burada dünyaya gelmiş.
Tarsus döneminin kültür, sanat ve dini merkezi kimliğindeymiş. Antik Tarsus bugün tipik Akdeniz mimari özelliklere sahip birçok evleriyle zengin yeni Tarsus’un 5-6 metre altında yer alıyor. Kentte Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma çok sayıda eseri görebilirsiniz.

Dalış Merkezleri

Türkiye’deki ören yerleri sahillerinin tümü, dalışa kapalı. Bu tür yasak bölgelerde, dalış için özel izin gerekiyor. Doğu Akdeniz bölgesinde dalış yapılabilir uygun yerler ise; İskenderun Arsuz bölgesi, Mersin civarı, Kız Kalesi, Anamur sahili şeklinde sıralanıyor.

St. Paul Kilisesi (Eski Camii)

Çarşı başındaki kilisenin M.S. 1102 tarihinde St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söyleniyor. Romen stilinde inşa edilmiş olup kalın ve yüksek duvarları, dar, derin pencereleri, büyük ve kalın sütunları ile dikkat çekici.

St. Paul Kuyusu

Tarsus’da Kızılmurat Mahallesi’nde Cumhuriyet Alanı’nın yaklaşık 300 m. kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paul Kuyusu olarak biliniyor.

Kleopatra Kapısı

Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra’nın (M.Ö. 60- 30) sevgilisi Romalı general Antonius (M.Ö. 83-30) ile Tarsus’a buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule’de altından geçtikleri kapı. “Kancık Kapı” (Deniz Kapısı) adı ile de tanınmakta. Tek kemeri ile iki yığma ayağı bulunmakta.

Eshab-Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası

Tarsus’un 12 km kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul ediliyor. Kayadan oyulmuş dört köşe mağaraya 15-20 basamakla giriliyor.Eshab-ı Kehf diye adlandırılan ve kutsal kişiler olarak bilinen, Hıristiyanlarca 7, Müslümanlarca 8 evliya olarak kabul edilen Yelmiha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç ve köpekleri Kıtmir’e ait smezarların yer aldığı söyleniyor.

Doğu Akdeniz Bölgesi Kutsal Topraklar

Doğu Akdeniz Bölgesi Kutsal Topraklar

Doğu Akdeniz Bölgesi Kutsal Topraklar

Doğu Akdeniz Bölgesi, Akdeniz’in batı kıyıları ile kıyaslandığında henüz yeterince keşfedilememiş, hak ettiği önemi yeterince kazanamamış bir coğrafya.

Denizden Doğu Akdeniz’i gözleyen Kızkalesi, bölgenin simgelerinden biri.


İnsan topluluklarının yüzyıllar boyu devam eden inanç serüveninin tanığı bu bölge, tatil yapmak isteyenleri cezbedecek çok sayıda özellik taşıyor. Son derece zengin doğasına adeta tarih tanıklık ediyor. Öyle ki Mark Antuan’ın Mısırlıların egzotik kraliçesi Kleopatra’ya bu sahilleri evlenme hediyesi olarak verdiğini yazıyor tarih kitapları. Ayrıca İsa’nın ilk havarilerinin bu topraklarda yaşadığını ve Hıristiyanlığın ilk tohumlarının bu topraklarda atıldığını, Akdeniz’in sevimli sayfiyesi İskenderun’un adının Büyük İskender’den aldığını, Hatay Müzesi’nin dünyanın en önemli Roma mozaiklerine sahip olduğunu da… Bölgede yer alan Cennet-Cehennem ve Narlıkuyu mağaraları, Anamur, İskenderun, Yumurtalık gibi sahil şeritleri ve sayısız tarihi kalıntıları ve her çeşit su ve doğa sporuna olanak tanıyan yapısı ile Doğu Akdeniz kıyıları, bütün doğal zenginliklerinin ve renkli kültürünün yanı sıra çok geniş konaklama olanaklarına da sahip. 

Mamure Kalesi

Kale ilk olarak M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapılmış, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar tarafından genişletilmiş. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirilerek yıkılmış ve yerine bugünkü kale yapılmış. Daha sonra, Karamanoğulları ve Osmanlılar’ın eline geçmiş. 3 avlulu kale bir hendekle çevrili ve 36 kuleden oluşuyor. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunuyor. İki bölümden oluşan kalede iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol bulunuyor. 39 kule bu yol üzerinde yer alıyor.

Anamur

Geçmişi antik çağlara kadar uzanan Anamur İlçesi’nin adı Latince “Rüzgarlı Burun” anlamına gelen “Anemorium” kelimesinden geliyor. Anamur, tarihi eserlerinin yanısıra bitki türleriyle de ilgi çekici. Doğanın yeşil rengini, narenciye bahçeleri, maki türleri, sandal, yabani zeytin, sığla ağacı, menengiç, erguvan, kızılcık, ardıç ağaçları sağlıyor. Bu arada (mevsimine göre) nergis, sümbül, gelincik, kekik, lale gibi bitkilerin kokusuyla da mest olabilirsiniz.

Olba

Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehriymiş. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arasında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunuyor.

Taşucu-Silifke

Turistlere zengin konaklama olanakları sağlayan Taşucu, kumsalları ve limanı ile tam bir tatil beldesi. Düzenli deniz otobüsü ve feribot seferleri Taşucu’nu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Girne’ye bağlıyor. Taşucu’nun 44 km batısında yer alan Ovacık Yarımadası’nın (antik Cavaliere) çevresi el değmemiş doğal güzelliklerle dolu. Kösrelik Körfezi, Kösrelik Adası ve tarihi Afrodisias Kenti’ni görebilirsiniz.

Göksu Deltası

Gölleri, kumulları, kuş türleri, nadir bitkileri, Caretta Caretta ve Chelonia Mydas türü deniz kaplumbağalarıyla biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin olan Göksu Deltası, ülkemizin önemli doğa harikalarından biri. Türkiye’de yaşayan 450 tür kuşun 334’ünü barındıran Göksu Deltası’nın sembolü olan Saz Horozu, aile dayanışması açısından kuşlar dünyasında özel bir yere sahip.Bir yaşına gelen genç Saz Horozları, dünyaya yeni gelen yavruların beslenmesinde anne ve babalarına yardım ediyorlar.

Uzuncaburç Kalıntıları

İlçe merkezinin 30 km kuzeyinde etrafı ormanlarla kaplı bir yayla üzerinde kurulu. Halen 3000 kişinin yaşadığı Uzuncaburç denizden 1200 metre yükseklikte. Doğu Akdeniz’in en etkileyici ören yeri sayılan Uzuncaburç, bir Hitit yerleşimi olan Olba kentinin kutsal yeri olarak kurulmuş. Roma imparatoru Domitian döneminde hızla gelişip ayrı bir şehir olmuş ve Diocaesarea adını almış.

Aya Tekla Manastırı (Meryemlik)

Silifke’nin 1.5 km kadar güneyinde bir tepe üzerinde, Hıristiyanlık dönemine ait kutsal bir sit alanı. Aya Tekla, Hıristiyanlığı yayan ilk kadın azize olarak biliniyor. Yaşamının son yıllarını buradaki mağaralarda geçirerek yöre halkına Hıristiyanlığı yayıp, mucize yarattığına inanılıyor. Hıristiyanlarca “Şehitlik” olarak kabul edilmiş ve hac merkezi ilan edilmiş.

Cennet Obruğu

Cennet Obruğu, Narlıkuyu’nun 3 km kuzeyinde 90 m derinliğinde bir çukur. Üçüncü jeolojik zamanın Miosen çağında bir yeraltı deresinin kalker tabakası içerisinde yaptığı erozyon sonucunda, tavanın göçmesi nedeniyle meydana gelmiş. Denizden yüksekliği 135 m olan bu çöküntü içine, Romalılar devrinden kalma antik bir merdivenle iniliyor. İçinin yemyeşil oluşu ve dibinde akarsuyun bulunuşu nedeniyle cennet deniliyor.

Cehennem Obruğu

Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor. Tıpkı Cennet Obruğu gibi Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı deresinin yaptığı erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50×75 m. boyutlarında ve elips biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik.

Narlıkuyu Mağarası (Astım Mağarası)

Cennet Obruğu’nun 300 m batısında 40-50 m derinliğinde bir mağara. Yörede bu mağaranın astım hastalarına iyi geldiğine inanılıyor. Köy meydanındaki Narlıkuyu Müzesi’nde Roma devri ile ilgili çok renkli mozaik levhalar, tablolar ve figürler bulunuyor. Ayrıca birçok sanat eserine konu olan “Üç Güzeller” mozaği de bu müzede. Aglaia, Thalia ve Euphrosyne adlı üç yarı tanrıçayı çıplak ve dans ederken betimleyen mozaik figürü korumaya alınmış ve yapı küçük bir müzeye dönüştürülmüş.

Alahan Manastırı

M.S 440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin ediliyor ve nefis bir manzaraya hakim. Yaklaşık bin metre yukarıdan Göksu vadisine bakıyor. Antik çağın anıtsal uslubunu henüz yitirmemiş Erken Bizans mimarisi özellikleri taşıyan büyük boyutlu bir külliye.

Kızkalesi

Günümüzde iyi durumda olan Kızkalesi, denizden gelecek saldırılara karşı korumak için kentin tam karşına, kıyıdan 200 metre açıktaki küçük bir adacığın üzerine inşa edilmiş. Kale Doğu Akdeniz’in simgesi sayılıyor. Antik Korykos şehrini barındıran Kızkalesi; kumsallara, motellere ve kamp alanlarına sahip. Korykos Kalesi ise Kızkalesi’nin hemen karşı kıyısında yer alıyor. Açıktaki kalenin yanı sıra denize uzanan burun üzerinde diğer kale yer alıyor. Her iki kale de 12. yüzyıl başlarında Rubeniyan sülalesinden gelen Ermeni kralları tarafından Korykos kentini korumak için yapılmış. İki kale aynı zamanda birbiri ile bağlantılı, bu bağlantının bir kısmı bugü su yüzeyinde bulunuyor.

Adam Kayalar

Kızkalesi’nden Silifke’nin Hüseyinler Köyü’ne giden asfalt yolun 5. kilometresinde batıya ayrılan iki kilometrelik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S. I2. yüzyıldan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması mevcut.

Antakya (HATAY)

Antakya (HATAY)

ANTAKYA (HATAY)

İncil’de adı Antioch olarak geçen Antakya, çevresi yüksek dağlarla çevrili verimli bir ovada yer alıyor. Bir zamanlar Selevkoslar’ın başkenti olan şehir, zenginliği ve ihtişamı ile ün yapmış. Özellikle erken Hıristiyanlık dönemlerinde önem kazanan şehir, İsa’nın havarileri Aziz Peter, Aziz Barnabas ve Aziz Paul tarafından ziyaret edilmiş. Şehrin dışında, Aziz Peter’in Mağarası, havarinin ilk vaazını verdiği ve Hristiyan topluluğunu oluşturduğu kaya kilisesi 1983 yılında Vatikan tarafından kutsal yer olarak ilan edilmiş. Ziyaret edilebilecek diğer yerler, kalabalık Pazar yeri ve Habib Neccar Camii.

Şehri tepeden kuşbakışı gören Antakya Kalesi tüm kente ve Antakya Ovası’na hakim. Antakya’nın güneyinde, efsaneye göre Apollon’un Daphne’yi kendisine aşık etmeye çalıştığı yer olan Antik Daphne, şimdiki adı ile Harbiye yer alıyor. Apollo’dan kurtulmak için Daphne burada bir defne ağacına dönüşmüş. Antakya’dan 25 km uzaklıkta yer alan Samandağ, kumsalı ile tam bir tatil beldesi. Beldenin kuzeyindeki Seleucia Peria (Çevlik) M.Ö. 300 yıllarında kurulmuş, Aziz Paul ve Aziz Barnabas burayı misyoner olarak ziyaret ettiklerinde şehir çoktan bir liman kenti halini almış. Burada görülmesi gereken en ilginç mimari eser sel sularını akıtmak için yapılmış olan Titus Tüneli. Bugünün ölçülerine göre bile tünel bir mühendislik şaheseri.  

Antakya Mozaik Müzesi

Antakya’da yaşayan zenginlik ve ihtişam dönemini simgeleyen en güzel eserler, eşi bulunmaz Antakya mozaikleri. Yörede 1932 yılında başlayan kazılarda bulunan mozaikler, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergileniyor. Mozaikler Roma ve Bizans dönemine ait. Samandağı, Harbiye ve Antakya’da bulunan hamam, kilise ve evlerin tabanlarını süslemiş mozaiklerin çoğunda mitolojik konular işlenmiş.   

İSKENDERUN

Eski adı Alexandretta olan İskenderun Issos’ta Perslere karşı kazanılan zaferin ardından Büyük İskender tarafından kurulmuş. Bugün İskenderun limanı ile işlek bir ticaret merkezi konumunda. Parklarla ve palmiye ağaçlarıyla süslü sahilde mükemmel oteller, restoranlar sıralanıyor. İskenderun’un iri karidesleri çok leziz. Midesine düşkün olanların ayrıca künefe ve humusu denemeleri öneririz. Hediyelik eşyalar arasında tahtadan yapılma çeşitli eşyalar, özellikle de masa, sehpa ve sandalyeler yer alıyor.

Yöresel Tatlar

Antakya mutfağının zengin yemek çeşitlerinde bulgur, et ve yoğurt oldukça sık kullanılıyor. Zeytinyağı, kekik, maydanoz, sumak, nar ekşisi ve baharat yöre yemeklerinde lezzetin temelini oluşturuyor. Antakya’nın merkezinde ve Harbiye’de yer alan restoranlarda çok farklı lezzetleri bir arada bulma şansınız var. Humus, saç oruğu, semirsek, fırın ağızı, parmak kebabı, közde piliç, katıklı ekmek, tepsi kebabı, künefe ve doğal meze çeşitlerinin bulunduğu uzun bir mönü bekliyor sizi. Ayrıca yörede sadece humus ve bakla ezmesi yapan lokantalar da bulunuyor.

Doğal Nar Ekşisi

Nar meyvesinin ezilerek ve kaynatılarak elde edilen özü. Yemeklere lezzet vermekte kullanıldığı gibi sulandırılarak şurup yapılarak da tüketiliyor. Vücudun güçlenmesinin yanısıra birçok hastalıkların tedavisinde de kullanılır.

Alışveriş

Antakya, her çeşitten ürünlerin, geleneksel malların, el yapımı eşyaların satıldığı çarşılarıyla da ünlü. Her biri aynı zamanda tarihi nitelikleriyle de ön plana çıkan çarşılar, daracık sokaklara sıra sıra dizilmiş dükkanlardan oluşuyor. Taş işçiliği, heykellerin minyatür örnekleri, ipek dokumacılığı, ağaç oymacılığı, sap ve hasırdan üretilen kimi eşyalar ve defne sabunu yöreye özgü orijinal ürünlerden.

St. Simon Manastırı

M.S. 6. yüzyılda Saint Simon adına yaptırılmış. Burada inzivaya çekilen Saint Simon’un 20 m. yüksekliğindeki taş sütun üzerinde 45 gün yaşadığı rivayet olunur. Bu durum Guinness Rekorlar Kitabına bir rekor olarak kaydedilmiş. Bu sütunun kaidesini bugün de görmek mümkün.

Belek

Belek

Belek

Yüzmeyi, güneşlenmeyi ve golf sporunu sevenler için Antalya’nın 40 kilometre uzağındaki modern tatil merkezi Belek, kusursuz olanaklar sunuyor. Planlı yerleşim gösteren turizm yatırımları Belek’i modern bir tatil merkezi haline getirmiş. Ekim ayı başı ve mayıs sonuna dek yüksek sezon yaşayan golf tesisleri Belek’te çok popüler.

Kurşunlu Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi, Antalya bölgesinin sahip olduğu irili-ufaklı pek çok piknik alanı ve şelale arasında, bitki zenginliği yönünden en dikkat çekici olanı. Kurşunlu Şelalesi size Antalya bölgesindeki diğer şelaleler kadar büyük ve şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak bu küçük şelale etrafındaki piknik alanı ve şelaleden inen suyun akıp gittiği küçük bir derenin kenarında yer alan yaya gezinti yolu, bitki zenginliği yönünden önem taşıyor. Bu güzel ve ilginç şelaleye, hemen yanındaki piknik alanının kuzeybatısında yer alan merdivenlerden inilerek ulaşılıyor. On metre kadar yükseklikten düşen su, aşağıda küçük bir gölcük oluşturuyor. Bu küçük gölün batı yönünde çevre düzeni çalışmaları sırasında restore edilmiş bir su değirmeni mevcut. Mevsimine göre, etrafı sık yeşilliklerle sarılmış bu küçük gölde, tatlı su kaplumbağaları, yengeçler ve balıklar yaşıyor. Gölden güneye akan suyun oluşturduğu küçük derenin kıyısını izleyen gezinti yolu, sizi bitkiler dünyasına götürüyor. Patika yol üzerindeki binlerce çeşit bitki etrafınızda adeta bir duvar oluşturuyor. Su üzerindeki başlarını sudan zarifçe çıkarmış nilüfer çiçekleri ise adeta insanı büyülüyor.

Kurşunlu Şelalesi size Antalya bölgesindeki diğer şelaleler kadar büyük ve şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak bu küçük şelale etrafındaki piknik alanı ve şelaleden inen suyun akıp gittiği küçük bir derenin kenarında yer alan yaya gezinti yolu, bitki zenginliği yönünden önem taşıyor

Düden Şelalesi

Antalya bir sular şehri. Özellikle tarlaların suya en çok ihtiyacı olduğu yaz ayları hariç, falezlerden sular fışkırıyor.
Bunlardan en ünlüsü de Düden Şelalesi. Düden şelalesi iki kez harikalar yaratıyor. Birincisi Lara Plajı yolunda. Burada Düden Suyu büyük bir gürültü ile 50 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülüyor. Düden suyunun Antalya’nın 15 kilometre kadar kuzeyinde “Düdenbaşı Şelalesi” denilen diğer bir çağlayanı bulunuyor. Çağlayanın arkasına doğru uzanan bir de mağara mevcut. Mağaranın oyuklarından, Düden Çağlayanı’nı bambaşka algılıyor, günün yorgunluğunu atıyorsunuz.

Yöresel tatlardan dünya mutfaklarına…

Antalya, yöresel yemekleri ile ünlü. Öyle ki değişik malzemelerle yapılan birçok özel yemeği bulunuyor. Taratorlu piyaz, laba, hibeş, saç kavurması, tandır kebabı, Arap kadayıfı… Bu arada reçelleri de unutmamak gerekir. Greyfurt, limon, portakal, bergamot, turunç ve benzeri narenciye ürünlerinin yanında, patlıcan, karpuz ve incirden de yapılan pek çok reçel çeşidi bulunuyor. Akdeniz’in bu güzel kentinde deniz ürünlerin ise tadı bir başka güzel… Taze balıkların, ahtapotun, kalamarın ve midyenin lezzeti bile alıştığımızdan çok farklı… Bir turizm başkenti olma yolunda hızla ilerleyen Antalya’da Fransız mutfağından, Çin mutfağına kadar değişik mutfakların incelikli örneklerini bulmak mümkün. Antalya geceleri de epey renkli geçiyor. Gece kulüpleri, yat limanı lokantaları, Konyaaltı’ndaki restoranlar ve lüks otellerin yanı sıra; Kaleiçi’ndeki yan yana sıralanan bar ve kafeler değişik eğlence alternatifleri sunuyor. Hareketli geçen bir günün yorgunluğunu atmak için yapabileceğiniz en iyi şey, akşam serinliğinde Kaleiçi kafelerinde oturup soğuk birşeyler içmek olabilir. Dev çam ağaçları altındaki fıskiyeli ve süs havuzlu bahçede bir semaver sipariş verip, hararetinizi giderebilirsiniz. Burada içeceğiniz nefis demli çayın tadını unutamayacaksınız. Tek tük de olsa palmiye ağaçları altında keyifle nargile fokurdatanlara rastlıyorsunuz. Akdeniz’in leziz deniz ürünleri, şiş köfteler, şakşuka, acılı ezme, humus ve haydari gibi mezeleriyle ünlü Antalya’da, hemen her yerde ızgara alabalık, gözleme çeşitleri ve minik acılı turşu bulmak mümkün.
Antalya Mutfağı, bölge ürünlerinin şekillendirdiği bir yapıya sahip. Turunçgiller, muz, susam, yer fıstığı, soya, domates, salatalık, biber, taze fasulye, kabak ve patlıcan en çok elde edilen ürünler. Zeytinciliğin de yapıldığı sıcak iklimli Antalya’da, sebze-meyve ağırlıklı bir mutfak göze çarpıyor.

Akdeniz’in alışveriş kenti

Türkiye’deki en önemli turizm merkezi olan Antalya, kente gelen turistlerin her tür ihtiyacına cevap verebilecek modern alışveriş merkezlerine sahip.
Dünya çapında markaların yer aldığı lüks butiklerin, çok katlı alışveriş merkezlerin yanı sıra yerel ürünlere yer veren mütevazı dükkanları da bulabilirsiniz Antalya’da. Yörenin kök boyası ile boyanan “Döşemealtı halıları” da çok ünlü. Karain Mağarası’nın da bulunduğu geniş bir bölgeye Döşemealtı deniyor ve burası Antalya bölgesinin en eski el sanatları merkezi olma özelliği taşıyor. Günümüzde Antalya’nın en önemli el sanatlarından olan dokumacılık, Yörüklerin göçebe yaşayışının bir parçası.

Döşemealtı Halıları

Antalya’da yalnız göçebeler değil, köylüler de dokumacılıkla uğraşıyor. Döşemealtı, Türkiye’nin en çok tanınmış ve yüzyıllar boyu motifleri en az değişime uğrayan halıları.
Yaklaşık 1 buçuk-2 metre boylarında yapılan bu halıların ana renkleri lacivert, bordo, yeşil, kırmızı ve beyaz. Renklendirmede kullanılan kök boyaların elde edilişi kuşaktan kuşağa geçmiş, ancak son yıllarda unutulan bazı bitki boyalarının yerini sentetik boyalar almış. Döşemealtı halılarının Halelli, Toplu, Kocasulu, Dallı, Mihraplı, Akrepli ve Terazili Toplu olmak üzere yedi değişik zemin kompozisyonu bulunuyor.

Side Manavgat

Side Manavgat

SİDE MANAVGAT

Ülkemizin önemli antik eserlerine ev sahipliği yapan Side, tarihi zenginlikleri, plajları ve modern konaklama tesisleriyle her yıl turist akınına uğruyor.


Denize uzanmış bir burun üzerinde kurulan Side, tarihle iç içe bir kent görünümünde. Bölgedekilerin en büyüğü olan antik tiyatro başta olmak üzere, yöre, önemli tarihi yapılara ev sahipliği yapıyor. Agora, gymnasium, nekropol ve tapınaklar bunlardan bazıları. Günümüzde müze olarak hizmet vermeyi sürdüren Roma hamamı, Türkiye’nin en önemli arkeolojik eser koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Güneyinde yer alan Sorgun ve Titreyengöl, çam ağaçlarının arasında kalan altın rengi kumsallarıyla deniz ve güneş meraklılarını cezbediyor.

Titreyengöl

Titreyengöl aslında bir göl değil. Manavgat Çayı’nın bir kolunun denize dökülmeden önce epey genişlemesi ve akıntısının yavaşlaması ile göle benzemiş. Rüzgârda suyun titremesinin oluşturduğu görüntüden dolayı bu adı almış. Çevresi sık olmayan çam ağaçlarıyla çevrili olan Titreyengöl, hem konaklama olanakları hem de doğal güzellikleriyle öne çıkıyor. Gölün çevresi düzenlenmiş ve yürüyüş yolları yapılmış.

Sorgun

Side’den çıkıp doğuya yöneldiğinizde sırtını ormanlara dayamış müthiş kumsalıyla Sorgun’a ulaşırsınız. Sorgun’daki ormanın denize bakan kesiminde birbirinden güzel turistik tesisler bulunuyor. Side-Sorgun arasındaki geniş kumsal halka açık. Yol üzerinde piknik alanları ve bahçeli restoranlar bulabilirsiniz. Orman içindeki yürüyüş parkurlarını kullanabilir; gezinti için çevredeki çiftliklerden at kiralayabilirsiniz.

Side Antik Kenti

Eşsiz bir işçiliği olan antik kentte iki ana cadde var. Bu caddeler antik çağın sütunlu caddelerine iyi birer örnek.

Ören yerine, iyi durumdaki kent duvarlarının arasından ve şehrin ana kapısından geçerek giriliyor. Kentin ana kapısından geçince ayrı ayrı yönlere doğru giden iki büyük cadde belirir. Yassı taşlarla döşenmiş alan bu caddelerin başlangıcıdır. Güneye uzanan cadde henüz tamamıyla ortaya çıkarılmamış. Tiyatro yönünde uzanan ve kentin ana caddesi durumundaki cadde ise, önce batı yönüne uzanır; tiyatronun yanındaki büyük kapıdan geçtikten sonra ise, güneybatıya doğru yön değiştirir. Agoraya ve tiyatronun önüne kadar giden bu cadde, eskiden, ana kapıdan sonra ikiye ayrılan ve her iki yanında Korent sütunların bulunduğu nitelikli iki caddeden biriymiş. Caddelerin tabanları geniş plaka taş levhalarla kaplanmış, kaldırımlar ise mozaikler ile süslenmiş.

Agoraya gelmeden yolun sağındaki hamam restorasyon sonrasında müzeye dönüştürülmüş. Müzede Roma dönemine ait heykel ve lahitler sergileniyor. Surun dışında, kent kapısının karşısında Anadolu’nun en büyük antik çeşmesi olan Vespasianus Çeşmesi bulunuyor. Bu çeşmenin önünde geniş bir havuz yeri var. Side’nin surların dışında kalan alanında geniş mezarlıklar bulunuyor. Bunlar içinde en önemlisi Batı Nekropolü. Tiyatronun yanında, yolun kenarında erken Roma dönemine ait Dionysos Tapınağı yer almakta.

Kapı girişinde başlayan ve tiyatroya kadar gelen sütunlu cadde, aslında limana kadar uzanmaktaymış. Caddenin devamı Side çarşısının altında kalmış. Caddeyi takip edip limana ulaşıldığında yan yana iki tapınak göze çarpıyor. Bunlardan biri Apollon’a, diğeri ise Artemis’e adanmış. Apollon Tapınağı, Athena Tapınağı ile birlikte Bizans bazilikasının avlusu içinde kalmış. Korent düzeninde ve peripteros planlı Apollon Tapınağı, Roma döneminden kalma ve 150 yılına tarihlendirilmekte. Apollon Tapınağı’nın 6 sütunu anastilosis ile ayağa kaldırılmış.

Side Müzesi

Side antik kentindeki hamam, restorasyon sonrasında Side Müzesi olarak kullanılıyor.
Müzede Helenistik, Roma ve Bizans döneminden kalma yazıtlar, silah kabartmaları, Roma döneminde yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amforalar, kandiller, buhurdanlar, sunaklar, mezar stelleri, sütun başlıkları ve kaideleri sergileniyor.

Side Tiyatrosu

Helenistik dönem tiyatrosunun yerine inşa edilen, cavea, orkestra ve skene olmak üzere üç bölümden oluşan tiyatro, Pamfilya tiyatroları içinde en büyük ve anıtsal olanı. 20.000 seyirci alabilecek kapasitedeki Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından önemi; diğer Roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil, kemerlerin oluşturduğu mekanlar üzerine oturtulmuş olması.

Antik kentin en etkileyici yapısı olan tiyatronun girişinde anıtsal kapı ve çeşme kalıntıları göze çarpıyor. Çeşme restore edilmiş. Kuzey batıda kemerli bir yapı içinde bulunan latrine (tuvalet) bölümü de oldukça dikkat çekici. Tiyatronun günümüzdeki kalıntıları M.S. 2. yüzyıla tarihleniyor.

Seleukia

Sinler köyüne yaya olarak bir saat uzaklıktaki antik kent, Manavgat’dan 12 km, Side’den 34 km uzaklıkta. Seleukhos’lar tarafından kurulan Seleukia, çam ormanlarının süslediği büyüleyici bir görünüme sahip. Tepe üzerine kurulmuş olan kent tüm ovayla birlikte Sorgun, Side ve Titreyengöl’ü görüyor. Bölge yerlilerinin fazla bilmediği bu antik kent, daha çok tarihsever yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Seleukia, Büyük İskender’in haleflerinden Suriye Kralı I. Seleukos Nikator (M.Ö. 321-280) için kurulmuş 9 kentten biri. Bir dağ yerleşimi olarak kurulan kent, Helenistik ve Roma kültürleri hakkında pek çok ipucu veriyor.

Manavgat Şelalesi

Şeytan Dağı’nın (2130 m) yamaçlarından kaynağını alan 94 km uzunluğundaki Manavgat Çayı, antik devirde su kemerleri aracılığıyla Seleukia ve Side kentlerinin su ihtiyacını sağlarmış. Dağlık ve ormanlık alanlardan geçerken kanyon biçimli dar bir vadide akan çay, 1984 yılında tamamlanan Oymapınar Barajı’nda 500 hektarlık bir yapay göl oluşturduktan sonra düzlükte akmayı sürdürür ve Manavgat ilçe merkezinin kuzeyinde güzel bir şelale meydana getirir. Deniz kıyısından Manavgat ilçe merkezine kadar 7 kilometrelik bir haliç yapan çayın denize döküldüğü yerde genişliği 180 m, derinliği ise ancak 4 m kadar. Çınar ağaçlarının gölgesindeki mesire yerinde, yer yer oluşan küçük anaforları izleyip suyun huzur dolu sesinin dinlenebileceği lokantalar, seyir terasları ve çay bahçeleri bulunur. Burada yemek yemeyi düşünürseniz Manavgat Çayı’nın serin sularında yetişen lezzetli alabalıkların tadına bakabilirsiniz.

Doğa Sporları

Rafting, rüzgar sörfü, snuggling ve jip safari bölgedeki en popüler etkinlikler. Çevredeki seyahat acentaları Toros Dağları’na jip safari turları düzenliyor. Günlük turlar sabahın erken saatlerinde başlayıp akşama kadar sürüyor. Göz kamaştıran sualtı zenginlikleri nedeniyle bölgede bir süredir dalış yasağı uygulanıyor. Titreyengöl bölgesinde snuggling oldukça yaygın iken, İbradı ve Ormana yerleşim merkezleri civarı, dağ bisikleti, trekking ve yamaç paraşütü için çok uygun koşullara sahip.

Bazı oteller binicilik için geniş alanlar ayırmış. İngiliz, Arap ve Haflinger atlarının kullanıldığı binicilik ve atlama dersleri büyük ilgi görüyor.

Çeşitli seyahat acentaları rafting turları da organize ediyor. Bot, kürek, can yeleği ve kaskları acentalar karşılıyor; yanınıza sadece mayo almanız yeterli. Köprüçay, Manavgat, Dragon Nehirleri ile Cehennem Suyu rafting için mükemmel güzergâhlar.

Manavgat Çayı’nda Rafting

Batı Torosların doğu yamaçlarından doğan 90 km uzunluğundaki Manavgat Çayı, ovaya girmeden önce Manavgat Şelalesi’ni oluşturarak Akdeniz’e dökülüyor. Manavgat Çayı, ülkemizdeki rafting meraklıları için önemli bir merkez. Rafting, Şahap Köprüsü ile Sevinç köyü arasındaki 19 km boyunca, yer yer iki tarafı dik ve aşılması güç kanyonların içinde yapılıyor. Geçişler arasında Manavgat Çayı’nın akış hızı yavaşladığından çevreyi izlemek mümkün. Dinlenmek için uygun noktalarda verilen molalarda, çevredeki el değ-memiş doğanın güzelliği ve kanyonlardaki kaynak sularının köpürerek çaya karışması büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.

Akdeniz mutfağının lezzet merkezi…

Bölgede Akdeniz mutfağının etkisi yoğun olarak hissediliyor. Pek çok tatil merkezinde olduğu gibi Side ve Manavgat’ta da deniz ürünleri revaçta. Manavgat Şelalesi ve Titreyengöl civarında pek çok deniz ürünleri lokantası bulunuyor. Yöreye özgü sebzeli et yemekleri, türlüler ve kebap çeşitleri pek çok restoranın mönüsünde yer alıyor. Fast food meraklıları, talaş böreği de sunulan küçük lokantalarda karınlarını doyurabilirler. Side’de İngiliz ve Çin mutfağından örnekler sergileyen yerler de var. Yabancı turistin çok olması fiyatların mönülere Euro olarak yansımasına sebep oluyor. Yerli turistler, Türk Lirası üzerinden pazarlık yapabilir. Side Limanı’nda nefis manzarası olan çok sayıda restorana rastlayabilirsiniz. Balık yemek istiyorsanız, gece için rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Restoranların hemen hepsi alkollü içki servisi yapıyor.

Güneyin çiçek bahçesi…

Turistik eşyalar, hediyelikler, dokuma halılar, deri ceketler ve çantalar Manavgat ve civarında en çok talep gören ürünler. Köylerde dokunan halılar, düğüm sayılarının çokluğu ve sık dokunmuş olmaları ile ünlü. Cam ve seramik eşyalar da ilgi çekici. Özellikle seramik biblolar, vazolar, çeşitli mücevher kutuları, ilginç biçimlerdeki tuzluklar yerli ve yabancı ziyaretçilerin vazgeçemedikleri hediyelik eşyalardan. Manavgat, çiçekleriyle de ünlü. Ören yerlerinde pek çok yabani kır çiçeğine rastlanabiliyor. Başka bölgelerde eşine pek rastlanmayan bu çiçek türleri, seralarda uygun koşullarda büyütülüyor ve çiçekçilerde satılıyor.