Gebelik reflüsü

Gebelik reflüsü

Gebelik reflüsü

 

Genel olarak, semptomatik reflü gebelik sırasında başlamakta ve doğumdan kısa süre sonra kaybolmaktadır. Gebelikteki reflü nedeni ise halen tartışma konusudur.

Gebelik reflüsü hamilelerin yaklaşık yarısında görülebilen ve zaman zaman çok şiddetli olabilen bir sorundur. Kayınvalidelerin sıklıkla “çocuk saçlanması” olarak nitelendirdikleri bu durum aslında gebelikte hormonların artması ve / veya karın içi basıncının büyüyen bebeğin yaptığı baskı nedeniyle yükselmesinden kaynaklanan reflüdür. Gebelik kusmaları hastalığın şiddetlenmesine katkıda bulunur. Tanı için hastanın anlattıkları yeterlidir ve ileri incelemeler gerekmemektedir. Çok nadiren üst sindirim sistemi endoskopisi gerekir ve bunun bebekte risk oluşturmadan yapılabileceği belirtilmiştir.

Tedavi alternatifleri bebek üzerinde zararlı etki oluşturmamaları amacıyla sınırlıdır. Bu nedenle tedaviye öncelikle yukarıda anlatılan sosyal tedbirlerle başlanır. İlk 3 ayda mümkünse ilaç içilmemesi önerilmekle birlikte yakınmalar çok fazlaysa aljinik asit alınabilir. 3. aydan sonra bebekte risk olasılığı çok daha azalmaktadır ve bu nedenle yandaki sayfada görülen algoritm (tedavi şeması) paralelinde hekimler tarafından değerlendirilir. Önemli noktalar:

  1. Gebelik öncesi reflü varlığı gebelik reflüsü olasılığını artırır, fakat bu kural değildir.
  2. Hekime danışmadan ilaç almamak gerekir.
  3. Hekimin önerdiği ilaçları bebeğe zararlı olacağı korkusu ile içmeyip azap çekmek de gereksizdir.
  4. Kesin kullanılmaması gereken ilaçların en başında Mizoprostol gelir. Mizoprostol bir mide ilacı olmakla birlikte Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları’nın tıbbi nedenlerle düşük gereken olgularda kullandıkları bir ilaçtır. Reflü nedeniyle alınırsa da düşüğe neden olur. Bebeğe riskli olabileceği düşünülen başka ilaçlar da vardır. Hafiften daha güçlüye göre ilaç verilme sırası aşağıdaki algoritmadadır.

Emzirme ve reflü

Bu dönem için özellikle vurgulanması gereken proton pompa inhibitörleri denilen ilaçların kullanılmaması gerektiğidir.

Emziren annelerin bebeklerinde mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (reflü) daha kısa süreli ve daha az olur.

Boğaz ve gırtlak bulguları

Boğaz ve gırtlak bulguları

 

  • Larenjit
  • Ses telleri düzeyinde veya gırtlakta darlık
  • Gırtlak kanseri
  • Ses tellerinde granulom (bir çeşit kistik yapı)
  • Ses teli nodülleri
  • Polibe bağlı dejenerasyon

 

Reflü ve astım sorunları

Üçüncü yüzyıldan beri solunum güçlüğünün sindirim sistemi ile ilişkili olabileceği fark edilmiş ve Sir William Osler 1892’de “The Principles and Practice of Medicine” adlı kitabında şiddetli astım ataklarının midenin dolu olması ya da bazı gıdaların alımıyla ortaya çıkabileceğini ileri sürmüştür. Gastroözofageal reflü (GÖR) ve astım toplumda sık görülen hastalıklardır. O nedenle tesadüfen mi birlikte görüldükleri yoksa gerçekten birbiriyle ilişkili iki hastalık mı oldukları halen tartışılmaktadır. Bununla birlikte öksürük ve hışıltı yakınması olan astımlı olguların %48’inde özofagus içine asid reflüsünün bulunduğu saptanmıştır.

Yemek borusunda oluşan sorunlar ve kanser riski

Yemek borusunda oluşan sorunlar ve kanser riski

Yemek borusunda oluşan sorunlar ve kanser riski

Yemek borusunda oluşan sorunlar ve kanser riski

 

Ülkemizde bu konu iyi bilinmediğinden ya tamamen ihmal edilmekte ve gözden kaçırılmakta ya da gereğinden fazla abartılarak aşırı ve gereksiz korku uyandırılmaktadır.

Darlık

Küçük bir grup hastada uzun süreli reflü hastalığı sonucu özellikle yemek borusunun alt kısmında bir daralma ortaya çıkabilir. Bu darlık daha çok kalınca bir zar şeklindedir. En önemli bulgusu başlangıçta katı gıdalarla, ilerlediğinde ise sıvı gıdalarla ortaya çıkan yutma güçlüğüdür. Benzer bulgular yemek borusu kanserlerinde de görülebileceğinden böyle bir durumda yemek borusu-mide endoskopisi yapılması gerekir. Tedavide, çok dar olmayan hastalarda reflü ilaçları kullanılırken, darlık ilerlemişse “buji” adı verilen araçlarla ağızdan girilerek dar kısım yırtılır ve açılır.

Kanama

Bazı hastalarda reflü nedeniyle yemek borusu alt ucunda ortaya çıkmış olan ülserlerde kanama görülebilir. Bu olgularda kırmızı kan veya kahve telvesine benzer madde kusulur ya da gaitanın (büyük abdest) simsiyah olduğu görülür. Acil hastaneye başvuru gerektirir. Kesin tanı yine endoskopi ile konulur.

Gastroskopi yemek borusu ve mide kanserlerinde tanıyı sağlayan bir yöntemdir. Sebebi olmayan iştahsızlık, yutma güçlüğü, çabuk doyma, sürekli kilo kaybı, mide şikayetlerinin başlaması durumunda kanser ihtimali akla gelmelidir. Yakın akrabalarında mide kanseri olanlar, hiçbir şikayetleri olmasa bile, kırklı yaşlara gelmeden önce Gastroskopi  yaptırmalıdırlar.

Barrett

Reflü zemininde yemek borusu hücrelerinin sürekli asitle karşılaşmaktan yorulup şekil değiştirmeleridir. Bu sorun, yemek borusu alt ucundan başlar. Hücreler mide veya bağırsak şekline dönüşebilirler. İkinci grup kanser riski taşıdığından önem taşır ve izlenmelidir.

Ülkemizde Barrett oldukça nadir görülür. Zaten Barrett hastalarında kanser gelişme olasılığı oldukça azdır. Bu nedenle tanı koyulduğunda hastalarımızın büyük korku ve endişeye düşmemeleri önerilir. Bunun yerine küçük bir risk olduğunu bilerek konuyu iyi bilen bir endoskopi uzmanı tarafından izlenmeleri önerilir.

Kanser riski taşıyan Barrett hastalığında “displazi” denilen hücre değişikliklerinin ortaya çıkmasıdır. Displazi varsa genellikle 6 aylık aralarla endoskopi yapılarak izlenilmesi, yoksa 5 yıllık aralarla endoskopinin tekrarlanması yeterlidir.

Ülkemizde bu konu iyi bilinmediğinden ya tamamen ihmal edilmekte ve gözden kaçırılmakta ya da gereğinden fazla abartılarak aşırı korku uyandırılmaktadır.

Ülkemizde Barrett hastalığı oldukça nadir görülmektedir. Barrett hastalarında kanser gelişme olasılığı ise oldukça azdır. Hastaların bu konuda bilinçlendirilmeleri, böyle bir tanıyla karşılaştıklarında gereksiz korku ve endişeye kapılmamaları açısından son derece önemlidir. Barrett özofagus tanısı endoskopik olarak konulabilir, ancak tanının kesinleştirilmesi için biyopsi alınması ve bu materyalde intestinal metaplazi varlığının gösterilmesi şarttır.

Ağız ve diş bulguları ve tedavi yaklaşımı

Ağız ve diş bulguları ve tedavi yaklaşımı

Ağız ve diş bulguları ve tedavi yaklaşımı

Ağız ve diş bulguları ve tedavi yaklaşımı

 

Reflü hastalığı diş hekimliği açısından büyük bir öneme sahiptir.

Nazan Ersin

Pedodonti Uzmanı Diş Hekimi

Patolojik (anormal) diş aşınmaları kişinin kötü alışkanlıklarına (örneğin diş gıcırdatmasına), yanlış diş fırçalama tekniklerine, asitli yiyecek ve içeceklerin çok sık alınmasına, kullandığı ilaçlara veya reflüye bağlı olarak oluşabilmektedir. Reflü diş hekimliği açısından da çok büyük bir öneme sahiptir, çünkü mide içeriğinin ağıza gelmesi dişlerde erozyona (aşınmaya) neden olur. Ancak, erozyonun şiddeti her hastada reflünün sıklığına, tükürük ve diş yapısına bağlı olarak farklı olabilmektedir.

Yapılan çalışmalarda reflü hastalarından alınan mide içeriğinin kolalı içeceklere kıyasla daha fazla aşındırıcı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu hastalarda erozyon, en sık üst çenedeki ön dişlerin arka yüzeylerini etkilemektedir. Ancak, ağır vakalarda alt çenedeki dişler de etkilenir ve alt arka dişlerin çiğneyici ve ön yüzleri aşınmaya uğrar. Dişlerde aşınmanın yanında hassasiyet, kötü estetik görünüm ve diş ağrıları görülebilir.

Reflü hastalarında erken dönemde erozyonun teşhis edilebilmesi çok zordur. Hastalar özellikle ağıza mide içeriği geldikten sonra ağızlarını su veya sodyum bikarbonat (soda) içeren sıvılar ile sadece çalkalamalı ve dişlerini o sırada kesinlikle fırçalamamalıdır. Macun ve fırça ile dişlerini düzenli fırçalamalı ve 6 ayda bir mutlaka diş hekimine kontrole gitmelidir.

Diş hekimleri ise bu hastaların ilk diş görüntülerini ve kalıplarını alarak kontrollerinde ne kadar miktarda aşınma olduğunu saptamalı ve ona göre koruyucu veya tedavi edici bir yöntem seçmelidirler. Eğer hastaların reflü atakları uykuda oluyor ise diş hekimleri tarafından dişlere koruyucu plaklar yapılmalıdır. Aşınmanın miktarı koruyucu uygulamalar ile azaltılamıyorsa tedavi edici bir yaklaşım içine girilmeli ve çeşitli restoratif (kompomer, kompozit) endodontik veya protetik (kronlar) materyallerden faydanılmalıdır.

Ağız kokusu

Ağız kokusu bulunan hastaların sorunları genellikle gastroenterolojik sorunlarla açıklanmaya çalışılır. Bu hastalarda kokunun reflüden kaynaklanması küçük bir olasılık olup, sadece diğer nedenlerin dışlandığı hastalarda araştırılıp tedavi edilebilir.

Reflü hastaları dişlerini diş macunu ve fırça ile  düzenli olarak fırçalamalı ve 6 ayda bir mutlaka diş hekimine kontrole gitmelidirler. Hekimler de reflü hastalarına koruyucu tedaviler uygulamalıdırlar.

Boğaz ve gırtlak bulguları

Boğaz ve gırtlak bulguları

Boğaz ve gırtlak bulguları

 

  • Larenjit
  • Ses telleri düzeyinde veya gırtlakta darlık
  • Gırtlak kanseri
  • Ses tellerinde granulom (bir çeşit kistik yapı)
  • Ses teli nodülleri
  • Polibe bağlı dejenerasyon

Reflü ve astım sorunları

Üçüncü yüzyıldan beri solunum güçlüğünün sindirim sistemi ile ilişkili olabileceği fark edilmiş ve Sir William Osler 1892’de “The Principles and Practice of Medicine” adlı kitabında şiddetli astım ataklarının midenin dolu olması ya da bazı gıdaların alımıyla ortaya çıkabileceğini ileri sürmüştür. Gastroözofageal reflü (GÖR) ve astım toplumda sık görülen hastalıklardır. O nedenle tesadüfen mi birlikte görüldükleri yoksa gerçekten birbiriyle ilişkili iki hastalık mı oldukları halen tartışılmaktadır. Bununla birlikte öksürük ve hışıltı yakınması olan astımlı olguların %48’inde özofagus içine asid reflüsünün bulunduğu saptanmıştır.

Boğaz ve gırtlak yakınmaları

Boğaz ve gırtlak yakınmaları

Boğaz ve gırtlak yakınmaları

Boğaz ve gırtlak yakınmaları

 

  • Müzmin ses sorunları
  • Aralıklı ses kaybı
  • Ses yorgunluğu
  • Ses kısıklığı
  • Sürekli boğaz temizleme
  • Boğazda aşırı mukus
  • Boğaz arka kısmında akıntı
  • Sürekli öksürük
  • Yutma güçlüğü
  • Boğazda dolgunluk hissi (Globus)

Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanları gırtlak ile ilgili şikayetleri olan hastaların kendilerine başvurduğunu ancak bunların çoğu zaman reflü ile ilgili olduğunu kaydediyorlar. Örneğin; eğer reflü erişkinlerde gırtlaktan daha da aşağılara gider ve akciğerlere kaçar ise, astım krizlerine benzer tablolar ortaya çıkarabiliyor. GÖR ve astım toplumda sık görülen hastalıklardır. O nedenle tesadüfen mi birlikte görüldükleri yoksa gerçekten birbiriyle ilişkili iki hastalık mı oldukları halen tartışılmaktadır.